28 Temmuz 2015 Salı

hepimiz kardeşiz...

sanırım ki eylem tarihinin en eski sloganlarından biridir..
en çok da ortadoğulu olanların, yani kardeş olup da katli vacip olanların tarihinde yer edinmiştir..
hepimiz kardeşiz şiarı.. kadim halklar şiarı.. ya hep beraber ya hiçbirimizler falan..
tipik mezopotamya hikayesi işte. medeniyetlerin beşiği..göz gördüğünce medeniyetsiz ve cahil ve fakir..
işte herkes kendi tarihi kadar hakimdir sanırım olaya.. 
ortadoğulu olmak bir şey olamamakla tamlaştırılmamak arasında bir yerde sıkışmış kalmış..
eminim ki dolu hikayesi vardır bu tamlaşmamanın..
bir de dışarıdan düşmana hiç ihtiyaç duymadan kendi kendini düşmanlaştırabilen kadim halklardır bunlar... ki burası çok ilginç.. zamanla kendi uydurduğu yalana inanıp onun için 'şehit' olacak dilden konuşurlar.
söze geldi mi mangalda kül bırakmayan kardeşlik beyanları ip üstündedir yani.. pamuk ipliği.. hani artık dışarıdan ithal ettiğimizden olacak o pamuk ipliğini.. o derece esneksiz ve kırılmaya parçalanmaya müsait..

umudum,
bugün hiçbir milletin önüne yüce sıfatını koymadan her millete karşı eşit mesafede durmayı bireysel olarak algılayabildiğimiz de..(bunu şimdiye kadar hiç denemedik) birbirimizi anlayabileceğiz
ve dün yüce diye bahsettiğimiz her milletin aslında başka bir millete kıyasla yüce ilan edildiğinin farkına varırsak eğer.. içine doğduğumuz şey için fanatiklik yapmaktan vazgeçip. değiştirebileceğiz şeyler için savaşmayı tercih edebiliriz..

şehit kanlarıyla şehit nidalarıyla nefretin körüklendiği.. ölü sayılarının birbirine çarptırıldığı günler son bulsun artık
vatanın bölünmez bütünlüğü şiarıyla parçalara ayrılan dağıtılan ailelerin tekrar bir araya geldiği.. insanların, halkların bölünmez bütün olarak bir arada yaşama sloganının öne çıktığı günler gelsin artık..
insanları sevmekten belli nedenlerle vazgeçen herkesin güzel duyguları hatırlaması.. empati yapması.. başkalarını tanıması dinlemesi barış diye bağırması dileğiyle..

artık kimse ölmesin istiyoruz ve hem de hiçbir ama'mız olmadan..


8 Temmuz 2015 Çarşamba

bir ada macerası.. ölümden dönüş :D

Bazı korkuları olan, bunları söylemekten gocunmayan, yürekliyim-korkusuzum-anasını bile satarım havaları atmayan biriyim.
Korkularıyla barışık olmanın tam karşılığıyım ama üstüne gidersen korkun geçer tezini çok kez alaşağı etmişliğim de var.
O yüzden şimdi hiç artizlik yapmadan konuya geçiyorum..

Pazar günü tekneyle açıldık. Evet tekneyle açıldığın yerin büyük okyanus, hint okyanusu, missisipi, kızıl deniz olması hiiiiç fark etmez çünkü bir kaşık suda boğulmak gibi bir deyimi olan milletin çocuklarıyız biz.
Yo yo yanlış anlaşılmasın benim gıdım kadar su fobim yok.
Benim tabiri caizse üstüne bindiğim metale karşı olan tuhaf bir ön yargım, hayat deneyimim, birikimim var ve evet bununla ilgili bugüne kadar olmadığı gibi bu günden sonra da kimsenin empatisini sempatisini beklemiyorum.
Üstüne bindiğim metal burada, yat tekne gemi vapur sal kayık gibi su toplu  taşıması mealinde..
Olayım şu: üstüne bindiğim o metal ne kadar büyürse ölüm riski o kadar artar.
Senaryom: Alabora olmakta olan metal taşıt beni içinde bulunduğum su birikintisinin ta derinlerine çekecek ben öyle bok yoluna geberip gideceğim..

Fenerbahçe'den bindik tekneye, sevdiğimiz arkadaşlarımız yanımızda.. ama bu asla öleceksek birlikte ölelim kafası falan da değil. Sanki savaştayız falan sanki bir şeye karşı mücadele ediyoruz falan halları kimse benden beklemesin. Havada ve suda Everyman for himself'im ben. Doğruya doğru.
Açıldık engin denizlere. Şarkı sözü oldu mu romantik bir havası var tabii ama çeşitli hayvan canlılarıyla dolu olan pislik abidesi marmara'da romantizm hak getire..
All is Lost'daki Robert Redford olmadığıma göre, çini mürekkebinden pusula yapmam, can yeleğinden bot, poşetten tuzlu su arıtım sistemi falan hep ütopik şeyler..

Dediler ki en sakin yer Kaşık Adası.  Demir atalım dediler attık. Soyunun dediler, soyunduk. Yüzelim dediler, yüzdüm ki buradaki 1. tekil şahıs çekimi lütfen dikkatiniz çeksin. Yahu teknenin üstünden bakıyorum deniz anası membası. Yaşım olmuş kırka az kala, o kadar film kısmi belgesel izlemişliğimiz var.. Tamam benim aklımda belgesellerden ziyade Hitchcock tarzı korku filmleri kalmış olabilir. O devasa deniz anaları ki.. yolun yarısı boyunca kendilerine ahtapot dediğim de doğrudur, insan vücuduna nasıl yılışıkça yapıştığını, elektrik çarpmasından kuş gibi titrek vücudumun alacağı hasarı falan hesaplayıp durdum.
Şimdi oraya kadar gelmişken denize girmemek de olmaz. 'arkadaş' 'sevgili' falan hepsine güvenim tam. Atlayıp zıplıyorum, bir yandan da soruyorum 'ahanda şöyle yüzeceğim orada yaratık var mı, bak böyle gidiyorum bu yol temiz mi.. gibilerinden.
Hasarsız belasız çıktım tekneye. Sohbet muhabbet yeme içme falan derken, dedik akşam yemeğini de Burgaz'da yapalım.
Alkol bu tabii. Tüm sırların düşmanı.
Birinci kadehler bitmeden daha masada bir sessizlik havası. İtiraf com'dan hallice.
Bunlar eşek kadar bir medüzün(denizanası) yanında yüzdüğümü itiraf ettiler. Medüz kelimesi de Medusa'dan geliyormuş başıma gelebilecekleri siz hayal edin.
Ölsem gitsem nolacak diye soruyorum, nasıl uyarmazsınız diye isyan ediyorum ama neredeee.. Yok onlar beni panikletmemek için konuşmamış. Biraz kaderin cilvesine bırakmışlar beni, biraz da 'o zaten seni görünce korkup kaçar' kafasına.
Lan sonra açtım baktım. Denizanalarının beyni yokmuş.Nereye kaçacak. Beni bir sevgili dost belleyip belime sarılabilirdi.
Ha sonra ilke neden öldü diye isyan edilir, ağlaşılır tabii. Bok yoluna giden niyazi de niyaziliğiyle kalır yazık.
Evet bana yazık.
Neyse kendim için baya üzüldüm. Ama birilerinin sevdiği kuluyum ki bu birileri kesinlikle eşim dostum değil üstlerine alınmasınlar. Büyük bir risk atlattım dostlar.

Şimdi işte hayata daha bir sıkı sarılmanın, kelebeklerle dans,kuşlarla şarkı söylemenin tam vakti :D
Ha bir de bir daha vahşi doğaya çıktığımda en başından olması gerektiği gibi everyman for himself'den başka ilke tanımam haberiniz ola.
Sonra o aslan beni neden yedi, o eşek beni neden tepti, yok bir kaşık suda boğulduk da sesin çıkmadı isyanları falan istemem :D

Komikli şakalı öperim :D

Not: Memeli -Primat arası güneş gözlüklü bir canlı formunun teknemize yakın bir yerde beşermesi ve minnak botunun içinde tuhaf modlara girmesi de bir o kadar riskliydi :D
Not2:Tüm toplu taşımalara metal dememe takılmayın, oyarım!

Alın bazı bazı resimler size :)))







2 Temmuz 2015 Perşembe

Velev ki ibneyiz, Ali ile Ramazan'ız size ne!

Homofobi nedir?

Biz küçükken televizyonlarda erkeklerin kadınlarla öpüştüğünü gördüğümüz için erkekleri seven kadınlar olmadık veya kadınları seven erkekler..

Anlatmak istediğim, bugün iki erkeğin öpüştüğünü veya iki kadının seviştiğini görmekle kimse cinsel tercihini değiştirmez korkmayın
Aşık olmak, zamanla öğrenilen gelişen bir duygu değil, hayvan gibi içgüdüsel bir gerzekliktir merak etmeyin..

O yüzden kalkıp bir erkeğin başka bir erkeğe aşık olmasının altında bir hastalık, iyileştirilebilir bir durum aramak yalnızca homofobinin nasıl bir tedaviye ihtiyaç  duyduğunun işaretidir ve günümüz toplumu bunu böyle algılamasa da, bir gün tarihe aynen böyle geçecektir, rahat olun.

Sanırım ki zamanında Amerika'da siyahilere karşı üçüncü sınıf insan, hatta insan olmayan muamelisi yapan o ırkçı beyaz faşistlerin tarihe böyle geçecekleriyle ilgili bir fikirleri yoktu
Hatta 2. Dünya savaşında Yahudi zulmune katılmış, destek olmuş, dışardan izlemişlerin de

Tarih bazen hızlı bazen yavaş ama sonunda kesinlikle hesaplaşmasını yapıyor

Çünkü aynen dedikleri gibi
'Biz varız ve her yerdeyiz'

Başka bir bireysel  tepki de, özellikle heteroseksüel erkeklerin denk geldikleri tüm geylerin kendilerine bir şekilde yavşaması hikayesi var..
Merak etmeyin, mesela ben heteroseksüel bir kadın olarak, gittiğim ortamlarda, yürüdüğüm sokaklarda çok sayısız sözlü taciz, yavşaklık tecrübe etmeme rağmen genel heteroseksüel erkek popülasyonuyla ilgili bir yavşak çıkarımında bulunmuyorum.
Yani eşcinsel bir erkeğin, eşcinsel olmayan bir erkeğin popusunu elleme hadisesi yalnızca onun edepsizliğidir, bir eşcinsel genellemesi değil..

Dışardan ahkam kesme meselesi
Evet yakın birinin başına gelse !! (başına gelme de artık neyse) işte o zaman ne yaparsın (aslında burada özellikle daha doğmamış çocuğuma vurgu yapılıyor) valla hem yeminle hem sözle çocuğun eşcinsel olsa veya yanlış cinsiyete doğsa, inanılmaz bir kaygı duyarım doğru.
Ancak kaygım onun sexi veya tercihiyle ilgili değil, kendi ekonomik durumumla ilgili olur (tamamen samimiyim), yalnızca onun hayatını zorlaştırmadan hayatını özgürce nasıl yaşayacağının kaygısıyla ona daha rahat bir hayat sağlamanın yollarını kovalarım.

Yani çocuğunuz eşcinsel olabilir.
Çünkü eşcinseller var
Çocuğunuzun kendi cinsine karşı olan eğilimi onu götürdüğünüz tüm o psiko... bilmemlerle değişecek bir şey değil, anca baskı altında tutabilirsiniz ve bu sonunda ortaya çıkacaktır, lütfen ters empati yapın  derim ben.
Yani kendi cinsine olan yöneliminden dolayı bir çocuğu tedavi etmeye çalışmanın tam ederi karşı cinse karşı olan yöneliminden dolayı bir çocuğu tedavi altına aldığın paralel evrendir..

Normal olan, normalim ben kafası
Vat dı fak is normal.. demek istemiyorum amaa..
Evet yani 50 yaşında kıçının kılı ağırdığı halde gidip 13 yaşında çocuğu kendine gelin ediyorsan veya 'gelin etme' hayaliyle yanıp  tutuşuyorsan anormalsin sen - yani 'hasta'
Veya şoförlüğünü yaptığın minübüste gencecik tek başına bir kız kalmışsa ve senin pipin, üzerine çullandığında onun ağlayıp çığlık atmasına rağmen hala erekte olabiliyorsa da bu durumda bir 'anormallik' var derim ben
Veya milletvekili veya yalnızca bir partilisin diye, arabanın arka koltuğunda engelli olan bir kıza sistematik olarak veya olmayarak yıllarca tecavüz ettinse veya bu olayı kendi gazetesinde meşrulaştıran köşe yazıları yazdınsa da sende bir 'anormallik' var olabilir mesela
Veya yurt müdürlüğünü yaptığın, öğretmeni olduğun çocuklarına falan, dünya barışı için gelmiş kızcağıza vs.. sonra akrabana, yengene, öz kızına, komşuna, sonra tanımadığına..
Veya çocuk pornoları izleyerek orgazm olabiliyorsan yalnızca, birinin canını yakmak tuhaf bir şekilde hoşuna gidiyorsa veya hayvanların kafalarını damacanayla falan ezebiliyorsan..
(devam etmiyorum tamam)

İki insan birbirini sevebilir..
Aşkın cinsiyeti yoktur.
Eğer var diye düşünüyorsan anormal de sensin!
Merak etme aynı yukarıda dediğim gibi şimdi öyle olmasa da, bir gün kabul edeceksin..
Şimdi olmasa da utançla yazılacaksın tarihe
Ha olmadı klu klux klan falan :D sene olmuş 2015.. ahanda dünya kıçıyla gülüyor ama bu da var meselesi..

-


Ali Ramazanı sevdi, Ramazan da Ali'yi*
Sana ne

Esma Ayşe'yi sevdi ... halbuki onların kitabını daha yazmadılar veya herhangi bir gazetenin 3. sayfasında küçük puntolarda katledilmişliklerinin hikayesini henüz okumadık diye, onlar yok değil

Bir vajinayla doğan İffet adını İrfan diye değiştirdi, 2 yıl boyunca hormon ilacı kullandı ve sonunda ameliyat oldu.. kendini hangi cinsiyette hissediyorsa öyle olmak için. Kendini içine doğduğu cinsiyete mahkum etmemek için... hani yalnızca kendi söz hakkı bulunduğu bedeni üzerinde söz sahibi oldu..

Ve bir penisle doğmuş olan Osman, o kıllı vücuduna rağmen, Menekşe olmayı seçti ve ameliyat olmadı belki istemediği için belki parası yetmediği için.. yani cinsiyetini değil yalnızca kıyafetlerini değiştirdi..  sana ne

Yıllarca kadınlarla filört etmiş, sevişmiş erkekler, ve erkeklerle sevişmiş kadınlar günün birinde hemcinsleriyle sevişmeye karar verdiklerinde bununla ilgili ahkam kesme hakkını kime kim verdi bilmiyorum

Veya hiç kimseyle sevişmek istemeyen biri
Veya kendini hem erkek hem kadın olarak hisseden İrfan veya İsmet veya Hatice
Cinsiyetini bir biçime bir kalıba sokmak istemeyen herhangi birini ezber dayatması heteroseksüel kadınlardan veya heteroseksüel erkeklerden daha aşağı daha düşük daha alay edici bulmak hangi 'teori'nin hangi 'beyin'in analizi merak ediyorum

Kendini doğru görme kompleksi, üstün olma, asil olma, yetkin olma, anlamsız bir bilgiçlik.

ŞUNU SEVECEKSİN! kafası yani. ONUNLA SEVİŞEMEZSİN zihniyeti. Belirleyicinin hakkını nereden aldığı bir muamma.
İçine doğduğun şeyin - seçme şansın olmadan fanatikliğini yapma meşruluğu
Yanlış bedene doğmuş olamazsın, çünkü her şey öyle mükemmel bir hesaplanmış ki, bu mucizeye karşı olmak kafirlik - cehennemde cayır cayır yanma öngörüsü

Mesela bazılarımız da;
Ömür boyunca bir bedenin içine hapsedilme duygusuna empati yapmaktan yoksun bu önyargı ile savaşmak isteyen insanların katledişlerinin filmlerini izleriz sonra
Sonradan kadın olduğu için Tro diye dalga geçeriz
Erkekle sevişen bir erkeğe ibne, bize adilik yapan kankamıza ibne deriz ne ala..
Sonra da adaletin bu dünya türküleri dinleyip ne kadar insancıl olduğumuzdan ne kadar dünya barışından dem vuran kelebeklere dönüşürüz
Dilimize kadar pelesenk olmuş bir ön yargı bir edepsizlik meselesini hiç görmeme şansımız da var tabii..
Sorunu küçümseme, görmezden gelme
Sorunu yalnızca bunlar sevişme peşinde ahlaksızlar diye dillendirme
Kadınları ve çocukları bile seks objesi yapmaktan çekinmeyen günümüz asillerinin lgbti bireylerine karşı böyle bir tavır takınmasını da anlamak lazım tabii

İnadına varız

-

Pek hoş

Bir LGBTİ onur yürüyüşünü de kazayla ve belayla geride bıraktık. Yine Gezi kapatıldı, yıllık tekerrüründen sıkılmadan bilmem kaçıncı defa.. yine biber gazı, plastik mermiler, polis cobları.. Yine valiliğin tutarsız açıklamaları, mantıksız bahaneler.. ve bunların hepsi 26 Haziran günü Amerika Yüksek Mahkemesinin tüm eyaletlerde Eşcinsel Evlilik Hakkının onaylanması gölgesinde..

Fotoğraf: 2012 - San Fransico

*Ali ile Ramazan /  Perihan Mağden  /  Kitap
Yıllar önce okumuştum ve çok etkilenmiştim,eğer şimdiye kadar okumadıysanız en yakın zamanda almanızı öneririm...

Sevgiler


9 Haziran 2015 Salı

benim meskenim meclistir meclis...

Demokrasiye olan aşkın ilanından sonra gelen, gelmek üzere olan ve içten geçirilen temenniler ve ama'lı cümleler çerçevesinde ortalama profil örneklemesi:

Kürt arkadaşım var (vuuu), hatta mecliste zaten dolu kürt var (yani mecliste kürt varsa kürtler temsil ediliyor kafası)  daha ne karıştırıyorlar, hepimiz kardeşiz...aşhfdhshdt (bitiriş; hepimiz türküz aslında)
Hristiyanlar da yaşayıp gidiyor işte, tüzel kişilik sahibi olmaya gerek yok, istihdam diye bağırmasınlar, o kadar türk gençliği var işsiz (lan bu hristiyanların hepsi zaten zengin değil mi!!?)
Hele o Yahudiler yok mu o Yahudiler..yaşasın Filistin diyorsan, İsrailliyi de kahredeceksin (İsrail devletinden nefret etmekle başlayıp, sohbet ilerledikçe cimri yahudi, paragöz yahudi, kaypak yahudi ile harmanlanması muhabbetin) - bazı bazı 'ekonomik tahliller' sonrasında, böyle aslında hitler'in de anlaşılması lazım gibi küçük sinyaller de verilebilir (yanlış anlaşılmasın çoğunlukla entellektüeller arasında) 
Eşcinseller yanımda öpüşmesinler (en iyi ihtimal) yani tamam  ibne demeyelim (iyimserim yine) ama yani böyle insanın gözüne de sokmasınlar /  ne bileyim öyle elele kolkola falan (tedavi görürlerse iyileşirler mi ? )
Ermeniler yaşayıp gidiyor, yüzyıl olmuş neye çomak sokuyosun hala, benim Ermeni komşum vardı (vuuu) Allah inandırsın seni çok da iyi biriydi (!!!!???) severdim kendini (hö?), (neticede Türküz hepimiz Türküz)
Bu Romanlar da tabii insanlar... ama bunların yerleşik bir kültürleri zaten yok (ama!!)..çok hırsızlar da (erdoğan o kadar hırsız diye fişlenmemiştir) yani Allaha yakın bana uzaktan severim. (kesin bilgi: bunlar hep Kürt kışkırtması)
Bak Lazlar da aynı şeyi istiyorlar mı? Lazların suçu ne? Onlar da insan değil mi? (finalde Lazlar da zaten Türkler)
Bu arada Türkiye'deki bütün etnik yapıların tek tek sayılıp, herkes kendi hakkını talep ederse olabilecek felaket senaryoları sıralanır ve sonra olmadığı için şükredilir ve zaten onlar da Türk kardeşlerimiz diyerek biten sohbetler (zatlar onore ediliyor burada)
Alevilerin, mumsöndü hakaretlerinin tabii ki böyle demokrat harika insanlar arasında asla yeri yoktur ama hakları tamamen ulusalcı olup olmamasına bağlı olarak savunulur
Mesela ben o kadar demokratım ki, her inanca eşit mesafedeyim. Lakin Ateist dernekleri de biraz aşırıya kaçmadı mı? Yani dinsizliği bu kadar ilan etmeye ne gerek vardı, inançsızlığını içinde tut kardeşim (ögh)?
Yahu tamam Dersim'de bir katliam olmuş (kelime kullanımında bir zorakilik) ama ya ihanet, ama üzerinden 70 yıl geçtiler - yeanii birileri yanlış politika izlenmiş olabilir ama (bu tamamen hükümete bağlı, asla sistematik değil!) ve o zamanki konjonktüre bakarsan eğer.. (tamam tamam sustum)
Kadınları da seviyoruz, özellikle bakire olmayan! kadınlarla! sevişmeyi çok seviyoruz, hatta bayılıyoruz ama evlenmeye karar verdiğimizde kimimiz için bekaret önemli, hatta biz erkeklere göre, erkeğin aldatması çok kötü bir şey ama aldatan kadın bir kıt daha kötü. Yahu tabii ki çalışsınlar, hepimiz eşitiz, ama yöneticim bir kadın olmasın be ağa.. zaten önümde sert fren yapan arabanın sürücüsü kesin kadındır ha..
Çoğu zaman kominist!! (aşhfdhsghgeht) diye hitap edebildiğim komünistlerden neden nefret ettiğimi hala tam olarak bilmesem de ve bunların tam olarak neyi savunduklarını anlamama rağmen, o sistemin imkansız olduğuna dair  tartışmasız bir inancım vardır ve bunlar acaba kendi aralarında kadınlarını paylaşırlar mı tartışmasını çok sığ bulurum ama, sen elindekini verecek misin fakire edebiyatıyla ya da kullandığın o son model fasofisoyu nasıl açıklıyorsundur benim bütün savım.
Ayrıca anayasal hukuka inanmak mı? Sakın ola bunu benimle tartışma!! Ama çocuklara tecavüz etmiş birinin idamıdır adil olan (bak mesela tarihte idam ede ede bitmiş tükenmiş dolu suçlar var, yeah!!)

Ve sayamadıklarım. tüm diğerleri için açılan küçük ama gizli parantezler. ufacık da olsa tereddütlü hallerimiz, savunma reflekslerimizdir biraz gerçek kılar bizi..

Yukarıdaki profilleme aslında genel çerçevede kendini sosyal demokrat-demokrat-akp karşıtı- olarak nitelendiren (uzantısı aşırılık olan) gizli önyargıların özetidir. Herhangi bir profil genel hatlarıyla yukarıdaki tüm başlıklara uymasa da, bir başlığa bile uymasıdır sorun ve bu sorunun-nefret söyleminin daha da büyüme ihtimali her zaman vardır (bunu pratikte çok yaşadık)

***

Yani

Barajı aştık, ağaçları kesenlere bu kadar tepki vermeyenlerin barajı yıkanlara kin kusmasını da anlayışla karşılamıyorum ama ölmelerini de istemem tabii :)
Kendi nefretleri içinde yaşasınlar bakalım.. ki benim dilememle onların ölmeyeceği, onların dilemesiyle benim barajın altında kalmayacağım da artık aşikar (ki onların dilemesiyle çok ölmüşlüğüm de var)

Ahmet Hakan'ın dediği gibi bu ebleh faşistlerin ezber cümlelerinden gına geldi.
Biz çok iyi biliriz ki, nefretin modası geçmez asla, fikir ne kadar küçükse satışı o kadar kolaydır. Biraz da o yüzden ülkelerin gelişmişi, gelişmemişine bakmaz faşizm. Kolaylıkla kök salar her coğrafyada.
Ama buna inat, kimileri de yeni umutlardan, birleştiricilikten, beraberlikten, barıştan bahseder ve sonuçta benim gibi insanlar der ki.. biz meclisi hiç bu kadar güzel görmedik be kardeşim..

Sonuç olarak,
Anadolu topraklarının gerçek sahibi olan halkların bir araya gelebilmesi ve birlikte barış içinde yaşayabilmesinin önü açılmıştır. Birileri istedikleri kadar ayrımcılık nidaları atsın.
Nefret etmeyi ezber bilmiş ve Türk'üm denildiği müddetçe birini sevmesi mümkün olan bir anlayışı asla kabul etmedik, bugünden sonra da etmeyeceğiz.
Ve tarihte olduğu gibi, tüm halkların kardeşçe yaşayabildiği, farklılıklarımızla varolduğumuz bir ülkedir hepimizin hayali.
Yani biz diyoruz ki, insanların kendi kimliklerini reddetmeden, kıssadan hisse kapmak için ufak hesaplar yapmadan, barış çığlıkları attıkları bir yarını özledik.
Diyarbakır'ın Aydın'a el uzattığı bir coğrafyada, hiçbir cümlenin önüne "ama" koymuyoruz. Senin hakkın bizim hakkımız anlayışı ile, kürt halkının çıkarlarını Türkiye'nin diğer halklarının çıkarlarının ne önüne ne gerisine koymuyoruz. Biz birlikte yaşamanın yollarını arıyoruz.
Ama sen buna rağmen yine de benden nefret etmeyi tercih ediyorsan, tabii ki sen bilirsin.

O zaman senin gözünden bitirelim bu yazıyı..

Şimdi biz bebek katilleri, ibneler ve ermeni dölleri
Yani biz gavuroğulları ve kızları, aklı kısa kadınlar
Kızılbaşların sözcüleri çingeneler süryani itleri allahsız inançlılar
hem kafirler ve kafir sanatçıların çocukları falan hep beraber meclisteyiz

Bö!

Öcüleriz yani öcüler..

Not: Hdp müşahitliğim boyunca bana her anlamda destek olan Chp'li görevlilere teşekkür ederim. Seçim çalışması boyunca ayrıştırıcı açıklama yapmayan Chp'lilere de. Kılıçtaroğlu'nun seçim akşamında yaptığı 'demokrasi kazanmıştır' açıklamasına da.
Ve bugün Demirtaş ve Şafak Pavey arasında geçen, beraber salladık.. konuşmasını izlemediyseniz bir izleyin, belki azcık gülümsersiniz.


26 Mayıs 2015 Salı

rak* kafalılar

sen kimsin yeaaaaaaa tayms gazetesiiii!! (tam burada kadraja Acun ile Jay Z giriyor..)
...

toplu taşımada osurup, başkası osurdu pozlarıyla rahatsızlanıp prim toplayan amca var ya hani, o amcaların ülke yönettiği bir coğrafyada pek çok şey anlaşılır

Cancağızım yurdumun insanı, manzarası yontulmamış ağaçtan, bekası hiçlikten gelir

elin adamı kök hücreden doku yapma / aydan marsa gitme peşindeyken, kendisi mastürbasyon yapan el hamile kalır mı derdinde
dağdaki çobanla oy kıyaslamasında birinci derece mağdur
cumhurbaşkanını ıstırmaktan, yalamaktan gururla bahseden bir seçmen
onların bacıları ise halk pazarında zamları çoh da iyi oldu çoh da güzel oldu diye değerlendirirken
zihniyetsizler, çerez parasına makam arabalarını zaten herkes hırsız diye meşrulaştırır

Nevra Serezli'nin oynadığı "sonradan görmeler" dizisinin 1994 belediye seçimlerine denk gelmesi bence hiiiç de tesadüf değil

e yani, sonradan görmek değil tabii mesele, az buçuk göreni kör etme kabiliyetinde. 
sonradan göremeyenler bu sonradan görenleri çok da güzel beslediler
ne fakir-halk-bize yazık edebiyatıymış anacım
gözüne yandığım höst muhafazakar liberal demokratları şarlatanları
aynı sloganları sata sata 12 yıldır bitiremediler

ben şöyle bir baktım geriye, ufaktan bir hesap yaptım
eskiden bunlar 3 gruba ayrılıyorlardı
fakir ve cahiller
cahil ve çıkarcılar
çıkarcı ve kurnazlar

bugün yeni seçmen tek gruba ayrılıyor yeni isimleri yetmez abi biraz dahacılar
biraz daha bacaklarını aralayıp zevk alıcılar

bitirirken;
kendimi aşırı marjinal hissediyorum, vuuuuu

Peki peki anladık 
Her şeyden sen anlarsın  
Her şeyi sen bilirsin 
...

peki peki anladık
Sen neymişsin be abi

son söz:

kafan çok güzelmiş canım güle güle kullan


*ingilizce TAŞ manasında

22 Mayıs 2015 Cuma

seçime az kala ilke'nin gözünden :) 1

Ben en başta demiştim bu Yılmaz Özdil'in beyni yanmış diye..
Yıllarca Perinçek'in beyin yanmasının bedelini bu ülkenin demokrat insanları yeterince ödedi..
şimdi onun sözcülğünü yapan... onun deyimiyle neüdüğü belirsiz, hayatında hiçbir politik birikimi dahi olmayan kitlelerden/güruhtan kendine okuyucu kazanmış, istatistiksel yazmayı maharet sayan, ideolojisi olmayan, oradan oraya zıplayan, neye karşı olduğu ne taraftarı olduğundan daha çok anlaşılan, popülist kitap 'yazarı', yazım üslubuyla kimin üzerine oynanacağını iyi bilen, taktik üstadı özdil'in - en çok da chp tabanından destek almasına rağmen, ki bu da chp oyunun miras mantığı ile aktarıldığını doğruluyor kanımca -  şimdi de merkez türkiye projesine giydirmesini çok anlaşılır karşılıyorum.
bugün chp'ye giydirmesinin altında yatan çürümüş zihniyet, yalnızca kılıçtaroğlu'nun hdp'nin barajı geçmesini destekleyen beyanı değil, varsayımsal olarak %9 oy alabilecek bir partinin, onun nezdinde temsil edilir olmayışından kaynaklanıyor.
Vatan millet sakarya söyleminden bir adım dahi atamamış ve vikipedi ayarındaki yazılarıyla büyük çoğunluğu anne-baba'nın devamı olarak chp'ye oy veren "post politik" bu nesle bu kadar empatik veya sempatik gelmesini de tiksintiyle karşılıyorum.
gazetecilik kimliğinin öne çıkması sosyal medyadaki gelişime entegre olan bir yapının(yalnızca özdil değil türevlerini de dahil ederek), alıcısının da satıcısı kadar türkiye gerçeğine hiçbir şekilde hakim olmadığını söyleyebiliriz herhalde.
eskinin laf cambazları bugün sosyal medya şarlatanları ve bunun ismi yeni nesil gazetecilik oldu bu memlekette.
asgari düzeyde demokrasi ilkelerinde hem fikir olduklarını iddia edenler bile ağızlarına doladıkları "ama"larla zaten diğerinin varlığına ket vuracak alt yapıya alkış tutacaklardır her zaman.
işte bir dünya düzeninden bahsederlerken... ki dikkat ederseniz bunlar için idealist bir dünya düzeni yoktur, politik yaşam ve siyaset yeniden revize edilmelidir bunlar için, politik sloganları yalnızca sığ bir 'carpe diem'dir.

ama sonuç olarak eldeki reel gerçekler ışığında biz biliyoruz ki, dünyayı bir konser alanı, siyaset meydanı gibi algılayan bu küçük popülist yaklaşım da kendini içten içe çürütecektir ve sonunda yalnızca doğruyu en başından beri algılayabilenler ayakta kalacaklardır.
bu da türkiye'nin politik direnişinin içinde yıllardır emeği geçen, sınıf çalışması yapan, bunları tanıyan, bunlardan beslenen, haksızlıklara karşı farkındalığı kendi alt-üst kimliğinden bağımsız oluşabilen insanların ellerindedir.
gerisi fasofiso diyorum. yoksa en kolayıdır kahrolsun birşeyler dedikten sonra ayaklarımız uzatıp, hadi nerede kalmıştık diye hayata devam etmek..

Hadi hayırlısı

21 Mayıs 2015 Perşembe

Cunda'da üç gün iki gece :D

Cenk Eren Kabare'ye gidip Cenk Eren çıkmadan az önce mekanı terk edenleriz... Hayat bir garip azizim...
Hem de rakı meze kokularıyla otobüse bindik - evet aynı zamanda biraz pisiz-
Uzatmak istemem ama tam 12 saatte vardık Ayvalığa - Kefaret-
12 saat dile kolay.
Bora benim üstün yol bilgimden ve coğrafya hakimiyetimden muzdarip.
Ayvalık otogarında Nuri ile buluştuğumuzda birbirimizi öldürmenin eşiğindeydik ki
Beni tanıyanlar ağırbaşlılığımı ve alttan alıp olgunca takındığım tavırları çok iyi bilir :o

Teknede barıştık tabii :D
Sevgilime azcık kur yaptım.. (bkz.insanın 4 yıllık sevgilisine kur yapması!!) - hayat ilginç-
Bunlar balıklar ya, en çok da benimki balık... daldılar da bir türlü çıkamadılar, biz de buz gibi suya atlar mıyız atlamaz mıyız diye tartışırken, en yiğidimiz Yasemin çıktı. Tuna ve Aybikegiller yani üşüyengiller, ben çekimser ama cesur!! kimsenin rengini tam olarak belli etmediği bir kaç on dakika sonrasında, o bira - bu bira bitince atlarımlar atlamalara, ayağa giren kramp tedavisine, o tedavi esnasında yapılan video çekiminin de gösterdiği gibi uzaktan algı yanılmalarına, seksi pozlara falan dönüştü.. neymiş o, yüzdük efenim. Mayısın ortasında Cunda'da.
Cunda, kokulu ada demekmiş, yaşayanların çoğu da Girit ve Midilli'den mübadele sonrası göçen Türkler.
Kendilerine taktıkları isim ise Kuzey Egeliler :) Sevimliler..

Yol yorgunuyduk güya, hala bira içmeler ve güneşin altında kısmi neşelenmeler sonucunda, biraz rüzgar mı çıktı!! saatte 3 cm hızla gitme pahasına motoru durdurup yelken açtık. öhöm. biz 4lü (isim vermiyorum)sanki saati kurulmuş deneklerdik, bir anda alt güvertede uyuduk ve kurulmuş olarak yrm saat sonra aynı anda uyandık..o fotoğrafları görmeseydim hep inkar edeceğim şekilde hem de.. tamam sustum..
Akşamları rakı balık muhabbetleri, dondurma krizleriyle bitti.
Geç yat erken kalk politikası işe yaradı tabii.
Ertesi gün yolumuz Bergamaya düştü. Gözünü sevdiğim Bergama ki ben ilk defa gittim.
Bora (küçük ansiklopedim benim) tütün alabileceğimiz beyanında bulunduktan sonra, dünya güzeli bir yoldan geçip ilçeye vardık.

İnsanlar pek güzel, yollar ve evler de, hatta eski Rum okulundan restore edilmiş Lespermagon'da yemek yedik. Aynı anda öğrendik tabii, tütün pamuk yasaklıymış Bergama'da. Çocuklarımız başka yerlere gidiyor çalışmaya dedi mesela bir teyze, bir otel görevlisi, Aliağa'ya, Soma'ya..

Akropolis'e çıktık. Teleferik bir başka macera. Ölüme olan kati inancımı bilen bilir. Gidişte Bora'nın  dönüşte Yasemin'in kucağına kapandım. Şehnaz da az korkuyormuş ya içim rahatlamadı değil..
Ölmedik de gittik.
Yukarıda bulunan şehir demekmiş zaten Akropolis. Eski halini gözünde canlandırmaya çalışıyorsun, sonra maketlerine bakıyorsun, taş üstüne taş kalmış. Kanal yolları belli, banyoyu hamamı bulamadık da, anfi tiyatroda (benim her zaman en sevdiğim) Taşçı'nın azmiyle küçük bir kuple oyun bile izledik.
Koşarak inilen merdivenler, nefes nefese çıkılan basamaklara bıraktı kendini.. Durmadan poz verdik. İzmir'den gelen gençlerle tanıştık. İstanbul çok pahalı dediler. Bir zaman, Fatihe gitmişler 'bizi orada hiç iyi karşılamadılar' dediler. Eşcinselleri hiçbir yerde çok sevmedikleri malumunuz. Biz de o fobikleri hiç sevmiyoruz, siz Kadıköy'e gelin dedik, güldük beraber. Azcık da AKP'yi çekiştirdikten sonra vedalaştık tabii.
Sonra eksik kalır mıyız? Koşarak Bergama halk pazarı. Neymiş o, erik alacakmışız. Tezgah tezgah dolandıktan sonra en sert ve sulusunda karar kıldık. Geri dönüş yolu boyunca katur kutur..

Bergamanın diğer yüzü ise, Özger'i yolda aynı anda 3 kere sokan intikamcı arı!! Taşçı'nın gözlüğünü su sebiline (başka isim bulamadım) düşürüp kaybettiğini sanması, benim ayağıma vuran spor ayakkabılar (Aybike'nin kurtarma çabaları bile bir süre sonra yalınayak yürümeme engel olamaması), amele yanıklarımız falan hepsi yine de ağzımızda güzel bir tat bıraktı..

Akşama hoop Bay Nihat, sanırım oranın en ünlü restoranıymış. Yasemin ve Aybike ve Şehnaz aquadis diye çıldırdılar. En iyisi orada yapılıyormuş. Koşarak konuşlandık masaya oradan meze seçmeye. Küçük bir sürpriz bizi bekliyor.. Tüm yol boyunca hayalini kurduğumuz midyeler bitivermiş. Aquadis yok dediler. Ağlamaktan hallice, acısını çıkarırcasına tüm deniz mahsullerini süpürdük. Rakıları devirdik. Az küçük atışmalar, sigortacılık münazaraları, herkesin en maharetli olduğu yemek tarifleri, küçük küçük dedikodular falan derken geceyi kazasız belasız bitirdik.
Herkes artık uyku vakti geldi şeklinde otellere dağılırken, biz klasik 4'lü Nuri'nın Kırmızı barında az tekila, az bira ve Bora'nın Nuri ile olan üniversite maceralarını dinlemeye devam ettik. Güldük de az hani.. Her şey çok güzeldi. Ama bence o kadar fotoğraf arasında en havalısı Tuna'nın pozuydu tabii :) İşin sırrı sanırım tam olarak poz vermemekte.
Spontane

Spontane bir tatil, en iyi böyle olurdu sanırım..
Herkesi tekrar öpüyorum..





Kramp anlarının seksi poza dönüşmesi ve her şeye rağmen mayıs ayında yüzebilmek :)








kadınlar klübüne hoş geldiniz..













kahvaltı sokağımız, çiçek bahçesi gibi




















Yasemin doğuştan pozcu tabii, çok da havalı, yola yeni düştüğümüz zamanlardan kalma bir kare

 Adı Keş ve ben onu çook sevdim.. hem de kahvaltı yaparken bile sevdim ve yanımda ellirini yıka diye dırdır eden kimse olmadan  :)
 LesPermagon'da hem hamak keyfi hem de yemek keyfi :)) reklam gibi olmasın ama hepsi çok güzeldi.












Haremlik-Selamlık teleferik maceramızdan 2 kare - bu gidiş yolu.. dönüş yolunda bize meydan okudular ve hatunlar ile erkek kısmı ayrı takıldık!!!



 Yine dönüş yolunda az yorulmuşuz vs. Benim ayaklar bitik tam bu ara..
 Anfi tiyatronun en üstünde..

 Türlü maymunluklar
 Az rakı
 daha çok rakı
 az bira tekila
Tuna is  the best!!!








daha yakından çekmek için ezmemiz gerektiğini fark edince, zumlama yöntemine başvurdum tabii :D