Homofobi nedir?
Biz küçükken televizyonlarda erkeklerin kadınlarla öpüştüğünü gördüğümüz için erkekleri seven kadınlar olmadık veya kadınları seven erkekler..
Anlatmak istediğim, bugün iki erkeğin öpüştüğünü veya iki kadının seviştiğini görmekle kimse cinsel tercihini değiştirmez korkmayın
Aşık olmak, zamanla öğrenilen gelişen bir duygu değil, hayvan gibi içgüdüsel bir gerzekliktir merak etmeyin..
O yüzden kalkıp bir erkeğin başka bir erkeğe aşık olmasının altında bir hastalık, iyileştirilebilir bir durum aramak yalnızca homofobinin nasıl bir tedaviye ihtiyaç duyduğunun işaretidir ve günümüz toplumu bunu böyle algılamasa da, bir gün tarihe aynen böyle geçecektir, rahat olun.
Sanırım ki zamanında Amerika'da siyahilere karşı üçüncü sınıf insan, hatta insan olmayan muamelisi yapan o ırkçı beyaz faşistlerin tarihe böyle geçecekleriyle ilgili bir fikirleri yoktu
Hatta 2. Dünya savaşında Yahudi zulmune katılmış, destek olmuş, dışardan izlemişlerin de
Tarih bazen hızlı bazen yavaş ama sonunda kesinlikle hesaplaşmasını yapıyor
Çünkü aynen dedikleri gibi
'Biz varız ve her yerdeyiz'
Başka bir bireysel tepki de, özellikle heteroseksüel erkeklerin denk geldikleri tüm geylerin kendilerine bir şekilde yavşaması hikayesi var..
Merak etmeyin, mesela ben heteroseksüel bir kadın olarak, gittiğim ortamlarda, yürüdüğüm sokaklarda çok sayısız sözlü taciz, yavşaklık tecrübe etmeme rağmen genel heteroseksüel erkek popülasyonuyla ilgili bir yavşak çıkarımında bulunmuyorum.
Yani eşcinsel bir erkeğin, eşcinsel olmayan bir erkeğin popusunu elleme hadisesi yalnızca onun edepsizliğidir, bir eşcinsel genellemesi değil..
Dışardan ahkam kesme meselesi
Evet yakın birinin başına gelse !! (başına gelme de artık neyse) işte o zaman ne yaparsın (aslında burada özellikle daha doğmamış çocuğuma vurgu yapılıyor) valla hem yeminle hem sözle çocuğun eşcinsel olsa veya yanlış cinsiyete doğsa, inanılmaz bir kaygı duyarım doğru.
Ancak kaygım onun sexi veya tercihiyle ilgili değil, kendi ekonomik durumumla ilgili olur (tamamen samimiyim), yalnızca onun hayatını zorlaştırmadan hayatını özgürce nasıl yaşayacağının kaygısıyla ona daha rahat bir hayat sağlamanın yollarını kovalarım.
Yani çocuğunuz eşcinsel olabilir.
Çünkü eşcinseller var
Çocuğunuzun kendi cinsine karşı olan eğilimi onu götürdüğünüz tüm o psiko... bilmemlerle değişecek bir şey değil, anca baskı altında tutabilirsiniz ve bu sonunda ortaya çıkacaktır, lütfen ters empati yapın derim ben.
Yani kendi cinsine olan yöneliminden dolayı bir çocuğu tedavi etmeye çalışmanın tam ederi karşı cinse karşı olan yöneliminden dolayı bir çocuğu tedavi altına aldığın paralel evrendir..
Normal olan, normalim ben kafası
Vat dı fak is normal.. demek istemiyorum amaa..
Evet yani 50 yaşında kıçının kılı ağırdığı halde gidip 13 yaşında çocuğu kendine gelin ediyorsan veya 'gelin etme' hayaliyle yanıp tutuşuyorsan anormalsin sen - yani 'hasta'
Veya şoförlüğünü yaptığın minübüste gencecik tek başına bir kız kalmışsa ve senin pipin, üzerine çullandığında onun ağlayıp çığlık atmasına rağmen hala erekte olabiliyorsa da bu durumda bir 'anormallik' var derim ben
Veya milletvekili veya yalnızca bir partilisin diye, arabanın arka koltuğunda engelli olan bir kıza sistematik olarak veya olmayarak yıllarca tecavüz ettinse veya bu olayı kendi gazetesinde meşrulaştıran köşe yazıları yazdınsa da sende bir 'anormallik' var olabilir mesela
Veya yurt müdürlüğünü yaptığın, öğretmeni olduğun çocuklarına falan, dünya barışı için gelmiş kızcağıza vs.. sonra akrabana, yengene, öz kızına, komşuna, sonra tanımadığına..
Veya çocuk pornoları izleyerek orgazm olabiliyorsan yalnızca, birinin canını yakmak tuhaf bir şekilde hoşuna gidiyorsa veya hayvanların kafalarını damacanayla falan ezebiliyorsan..
(devam etmiyorum tamam)
İki insan birbirini sevebilir..
Aşkın cinsiyeti yoktur.
Eğer var diye düşünüyorsan anormal de sensin!
Merak etme aynı yukarıda dediğim gibi şimdi öyle olmasa da, bir gün kabul edeceksin..
Şimdi olmasa da utançla yazılacaksın tarihe
Ha olmadı klu klux klan falan :D sene olmuş 2015.. ahanda dünya kıçıyla gülüyor ama bu da var meselesi..
-
Ali Ramazanı sevdi, Ramazan da Ali'yi*
Sana ne
Esma Ayşe'yi sevdi ... halbuki onların kitabını daha yazmadılar veya herhangi bir gazetenin 3. sayfasında küçük puntolarda katledilmişliklerinin hikayesini henüz okumadık diye, onlar yok değil
Bir vajinayla doğan İffet adını İrfan diye değiştirdi, 2 yıl boyunca hormon ilacı kullandı ve sonunda ameliyat oldu.. kendini hangi cinsiyette hissediyorsa öyle olmak için. Kendini içine doğduğu cinsiyete mahkum etmemek için... hani yalnızca kendi söz hakkı bulunduğu bedeni üzerinde söz sahibi oldu..
Ve bir penisle doğmuş olan Osman, o kıllı vücuduna rağmen, Menekşe olmayı seçti ve ameliyat olmadı belki istemediği için belki parası yetmediği için.. yani cinsiyetini değil yalnızca kıyafetlerini değiştirdi.. sana ne
Yıllarca kadınlarla filört etmiş, sevişmiş erkekler, ve erkeklerle sevişmiş kadınlar günün birinde hemcinsleriyle sevişmeye karar verdiklerinde bununla ilgili ahkam kesme hakkını kime kim verdi bilmiyorum
Veya hiç kimseyle sevişmek istemeyen biri
Veya kendini hem erkek hem kadın olarak hisseden İrfan veya İsmet veya Hatice
Cinsiyetini bir biçime bir kalıba sokmak istemeyen herhangi birini ezber dayatması heteroseksüel kadınlardan veya heteroseksüel erkeklerden daha aşağı daha düşük daha alay edici bulmak hangi 'teori'nin hangi 'beyin'in analizi merak ediyorum
Kendini doğru görme kompleksi, üstün olma, asil olma, yetkin olma, anlamsız bir bilgiçlik.
ŞUNU SEVECEKSİN! kafası yani. ONUNLA SEVİŞEMEZSİN zihniyeti. Belirleyicinin hakkını nereden aldığı bir muamma.
İçine doğduğun şeyin - seçme şansın olmadan fanatikliğini yapma meşruluğu
Yanlış bedene doğmuş olamazsın, çünkü her şey öyle mükemmel bir hesaplanmış ki, bu mucizeye karşı olmak kafirlik - cehennemde cayır cayır yanma öngörüsü
Mesela bazılarımız da;
Ömür boyunca bir bedenin içine hapsedilme duygusuna empati yapmaktan yoksun bu önyargı ile savaşmak isteyen insanların katledişlerinin filmlerini izleriz sonra
Sonradan kadın olduğu için Tro diye dalga geçeriz
Erkekle sevişen bir erkeğe ibne, bize adilik yapan kankamıza ibne deriz ne ala..
Sonra da adaletin bu dünya türküleri dinleyip ne kadar insancıl olduğumuzdan ne kadar dünya barışından dem vuran kelebeklere dönüşürüz
Dilimize kadar pelesenk olmuş bir ön yargı bir edepsizlik meselesini hiç görmeme şansımız da var tabii..
Sorunu küçümseme, görmezden gelme
Sorunu yalnızca bunlar sevişme peşinde ahlaksızlar diye dillendirme
Kadınları ve çocukları bile seks objesi yapmaktan çekinmeyen günümüz asillerinin lgbti bireylerine karşı böyle bir tavır takınmasını da anlamak lazım tabii
İnadına varız
-
Pek hoş
Bir LGBTİ onur yürüyüşünü de kazayla ve belayla geride bıraktık. Yine Gezi kapatıldı, yıllık tekerrüründen sıkılmadan bilmem kaçıncı defa.. yine biber gazı, plastik mermiler, polis cobları.. Yine valiliğin tutarsız açıklamaları, mantıksız bahaneler.. ve bunların hepsi 26 Haziran günü Amerika Yüksek Mahkemesinin tüm eyaletlerde Eşcinsel Evlilik Hakkının onaylanması gölgesinde..
Fotoğraf: 2012 - San Fransico
*Ali ile Ramazan / Perihan Mağden / Kitap
Yıllar önce okumuştum ve çok etkilenmiştim,eğer şimdiye kadar okumadıysanız en yakın zamanda almanızı öneririm...
Sevgiler
LGBT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LGBT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Temmuz 2015 Perşembe
25 Haziran 2014 Çarşamba
mavi hakkaten en sıcak renkmiş..
LGBT Onur Haftasına denk gelmesi de bir hoş bir tesadüf oldu tabii..
Tüm filmografisini genç yaşına uygun takip etmemin hiç zor olmadığı Xavier Dolan'a olan saçma sapan aşkımı bilen bilir. Laurence Anyways'i izlerken filmi bir kaç kere dondurmak, filmin sonunda benim donmamla ilgiliymiş meğer. Yani sorun eşcinselliğin, translığın toplum tarafından nasıl algılandığını anlatmaya veya bunu kırmaya / değiştirmeye çabalaması değil. Sinemanın tabii ki bunun gibi hayati bir görevi olabilir. Şu da olabilir, o kadar uzak ve yabancıdır ki bir mesele bize, ona daha yakından bir bakış atma, belki azcık empati kurma, meali tanıma fırsatı verebilir. Ama asıl sorun bu değil. Sorun aşkın çeşitli renkleriyle ve onca çeşitlilik içinde de olsa hissettirdiği benzer hüsran, hayal kırıklığı ve acı.
Abdellatif Kechiche de aynı şeyi 'Blue is the warmest color'la başarmış diyebilirim. Heteroseksüel aşkı yücelttiğini sanan sinemanın zift kıvamında olan dinamiksizliğine inat izleyiciyi alıp, Emma ve Adele'in hayatının içine, köşebaşına koyuyor. Bunu sinemada yapmak kolay veya zor diye yorumlamıyorum ama bunu sinemada izlemek hiç de popüler birşey değil, biliyorum. O yüzden gişe kaygısı taşımayan sinemacının başarısını takdir etmemek de mümkün değil. Aşkın o tuhaf ama ortak dinamiğini başkasının ağzından, hikayesinden o derece derin bir biçimde izleyiciye yansıtabilmesini fevkalade buluyorum. Biraz da o yüzden Adele, beni affetmedin değil mi? diye sorduğunda, çoktan affedilmiş olmasına karşın, beni artık sevmiyor musun, sorusuna karşı gelen açık ve süssüz cevap, gerçek hayatta bile kişinin kolay kolay kabul edebileceği cinsten değil. Birinin bizden vazgeçmesi hep imkansızdır çünkü. Değil mi? Veya kandırılmıştır, veya şaşırmıştır, veya çok büyük dramatik diğer şeyler. Halbuki hayatın içindeki cevap çok basittir. Evet filmlere layık, romanlara hikaye olacak büyüklükte bir aşk da yaşamış olabilirsiniz. Kocaman iniş çıkışlar sizin tüm dinamiğiniz de olmuş olabilir. Ama gidişlerin ardında büyük hikayeler aramanıza, kendinizi kandırmanıza gerek yok. Bir
gün gelir ve yalnızca artık sizi sevmiyor olabilir. Bu kadar basit. Doğum ve ölüm arasındaki ilişki gibi. Biri ne kadar gerçekse diğeri de. Size ne hissettirdiğinin orada bir önemi yoktur hani. Basit. Sonuçta biraz daha büyürsünüz. Biraz daha öğrenirsiniz. Yalnızca birşeyler eksilmez, birşeyler katar, biraz daha biri olursunuz, ölene kadar bitmeyecek bir olgunlaşmanın, hayatın ölmeden az önceki ayağına gelene kadar devam edecek sürekliliğinin bir parçası da budur.
Bir de sevişme meselesi var tabii. Sevişme estetiği. Porno filmlerde bile sevişmeye bir hikaye katma meselesi - kaygısı buradan geliyor olabilir mi? Hikaye yani aşk, sevişmeye, estetik bir taraf, gerçek bir haz katıyor olabilir mi? Yalnızca orgazm olmaya yönelik bir davranışı sığ olarak bize birinci perdede Adele bir erkekle sevişirken verirken, ikinci perdede aşkla seviştiği sahnedeki derinlik buradan kaynaklanıyor olabilir mi? Yani bir kadının başka bir kadınla, bir erkeğin başka bir erkekle sevişmesinin altında herhangi bir hastalık, eksiklik veya olmamışlık yatmayabilir mi? Hikaye gerçekten aşık olduğu kişiyle sevişmekse eğer, heteroseksüel biri için geçerli olan kuralların aynısı da burada geçerli. Yönetmen bize bunu çok açık bir şekilde veriyor. Seksi hikayeleştiriyor. Hazzı büyütüyor. Ve aşkı toplumun dogmatik kalıplarından çıkarıp, yaşamın kendisine yayıyor - indiriyor. Hem de en olağan şekilde.
#direnayol
sevgilerle..
Abdellatif Kechiche de aynı şeyi 'Blue is the warmest color'la başarmış diyebilirim. Heteroseksüel aşkı yücelttiğini sanan sinemanın zift kıvamında olan dinamiksizliğine inat izleyiciyi alıp, Emma ve Adele'in hayatının içine, köşebaşına koyuyor. Bunu sinemada yapmak kolay veya zor diye yorumlamıyorum ama bunu sinemada izlemek hiç de popüler birşey değil, biliyorum. O yüzden gişe kaygısı taşımayan sinemacının başarısını takdir etmemek de mümkün değil. Aşkın o tuhaf ama ortak dinamiğini başkasının ağzından, hikayesinden o derece derin bir biçimde izleyiciye yansıtabilmesini fevkalade buluyorum. Biraz da o yüzden Adele, beni affetmedin değil mi? diye sorduğunda, çoktan affedilmiş olmasına karşın, beni artık sevmiyor musun, sorusuna karşı gelen açık ve süssüz cevap, gerçek hayatta bile kişinin kolay kolay kabul edebileceği cinsten değil. Birinin bizden vazgeçmesi hep imkansızdır çünkü. Değil mi? Veya kandırılmıştır, veya şaşırmıştır, veya çok büyük dramatik diğer şeyler. Halbuki hayatın içindeki cevap çok basittir. Evet filmlere layık, romanlara hikaye olacak büyüklükte bir aşk da yaşamış olabilirsiniz. Kocaman iniş çıkışlar sizin tüm dinamiğiniz de olmuş olabilir. Ama gidişlerin ardında büyük hikayeler aramanıza, kendinizi kandırmanıza gerek yok. Bir
gün gelir ve yalnızca artık sizi sevmiyor olabilir. Bu kadar basit. Doğum ve ölüm arasındaki ilişki gibi. Biri ne kadar gerçekse diğeri de. Size ne hissettirdiğinin orada bir önemi yoktur hani. Basit. Sonuçta biraz daha büyürsünüz. Biraz daha öğrenirsiniz. Yalnızca birşeyler eksilmez, birşeyler katar, biraz daha biri olursunuz, ölene kadar bitmeyecek bir olgunlaşmanın, hayatın ölmeden az önceki ayağına gelene kadar devam edecek sürekliliğinin bir parçası da budur.
Bir de sevişme meselesi var tabii. Sevişme estetiği. Porno filmlerde bile sevişmeye bir hikaye katma meselesi - kaygısı buradan geliyor olabilir mi? Hikaye yani aşk, sevişmeye, estetik bir taraf, gerçek bir haz katıyor olabilir mi? Yalnızca orgazm olmaya yönelik bir davranışı sığ olarak bize birinci perdede Adele bir erkekle sevişirken verirken, ikinci perdede aşkla seviştiği sahnedeki derinlik buradan kaynaklanıyor olabilir mi? Yani bir kadının başka bir kadınla, bir erkeğin başka bir erkekle sevişmesinin altında herhangi bir hastalık, eksiklik veya olmamışlık yatmayabilir mi? Hikaye gerçekten aşık olduğu kişiyle sevişmekse eğer, heteroseksüel biri için geçerli olan kuralların aynısı da burada geçerli. Yönetmen bize bunu çok açık bir şekilde veriyor. Seksi hikayeleştiriyor. Hazzı büyütüyor. Ve aşkı toplumun dogmatik kalıplarından çıkarıp, yaşamın kendisine yayıyor - indiriyor. Hem de en olağan şekilde.
#direnayol
sevgilerle..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

