14 Ekim 2011 Cuma

İlke?

Bana biraz refleks lazım, ellerim uyuşuk, bedenim felçli gibi
Ne düşüneceğimi biliyorum, ne hissedeceğimi
Bırakamıyorum işte bir türlü zamanı
Akıp gitmesi için, hep bir taşkınlık hep bir erezyon
Bir bana uğramıyor iyilik, bir beni görmüyor çoğu zaman
Yanık yaralarım daha tam küllenmeden
Söküp atamıyorum
Her defasında başa dönüyorum, kinle, nefretle
Ey uçurumun en kenarı
Keskin bıçak
Zehir
Damarlarımda kan yerine başka bir şey dolanıyor
Neyle besleniyorum?
Kinim ve nefretim
Toz toprak çoğu zaman
Önümü göremiyorum
Gördüğümün bir hiçlik olması mı daha kötü
Kötülüğü göremeyecek kadar kör olmam mı?
Bilmiyorum...

26 Eylül 2011 Pazartesi

İyi Birşey

İki gram kıkırdama
Bir siyah incir, iri çekirdekli üzüm ki kimsenin sevmediklerinden
Bir gülümseme
Burukluğumu unutturan cinsten, samimi ve gerçek
Ufak bir dokunuş
Çocuk kalbi
Pek kırılgan değil gibi duruyor
Soruyorum
"Kimi kandırıyorsun?"
Ukalaca gülümsüyor
Kırıldığı zaman anlıyorum
Her zaman inkar etse de, kıskandığı zaman da
Biliyorum...
Özel mülkiyete karşıyım mı diyor?
Sanmıyorum
Yalan söylüyor
Bir de gözlerine bakmayı öğrendim
Uzun uzun
Uzun derken, o da kendimce
Eşiğimi aşıyorum
Bana 'çocuk gibisin' diyor
Omzumu silkiyorum
Şımarık oluyorum onca hani
Daha o yüzümü görmedi halbuki
Öyle seviyor
Beni güldürmeyi
Gülüyorum
Gerçek gerçek
Rüzgar gibi
Hızında kaybolmuyorum
Kaya gibi
Kalıyorum
Aşınıyorum
Çoğalıyorum
:)

13 Eylül 2011 Salı

Öylesine ve yarım:)


Bir yarım şarkı çalındı aklıma
Tam olarak hatırlayamadığım..
Söz verilmiş bir geçmişten, yarım kalmış bir hesaptan, tutulmamış bir sözden kalma
Küllenmiş bir yerleri dağlamak istercesine
Benim bırakıp gitmekte inat ettiğim
Seyreldiğim bir şeylere ait.....

Tasavvur etmekten korktuğum bir şarkı çalındı aklıma
Sözleri belli değil
Sözleri söz değil belki de
Suya yazılmış bir şiir gibi
Silik
Ve saydam
Kuma yazılmış bir isim gibi
Yarım
Ve sığ

Bir yarım şarkı çalındı aklıma
Geçmişin unutulmuş köhneliklerinden gelen
Tarazlanmış bir perde misali, çeyizlik sandığında unutulmaya bakan yüzü
Marazlanmış bir beden gibi, beyazlar içinde ölümü ağırlayan
Bestesi ellerimde
Ellerimde dediğime bakmayın siz
Öyle parmaklarımın en ucuyla dokunuyorum
Hissiz parmaklarımla işte
Bir yarım şarkıyı tutuyorum...

1 Eylül 2011 Perşembe

Endikasyonları:

Mide bulanması
Halsizlik
Sık sık baş dönmesi,  heyecan
Az yoğunluklu anksiyete
İç sıkıntısı
Ne yapacağını bilememe
Eskiye özlem
İsmin -e hallerini arama
Mesela okuma, yazma, izleme -bir nevi kendi halinde-
-den hallerine karşı öfke
'İle'lere alışamama
Kendi alanını koruma çabası
Onun alanına saygı
Bir kaç ortak nokta
Bir tutam mutluluk da cabası:))

Ortaya yine kör bir kuyu, dipsiz bir merdiven, biraz karanlık, korku ve endişe
Koltuğun yan tarafları tarazlanmış, kalbimde bir ağrı, durmadan elini tutma isteği
Kokusunu öğrenme, sevme
İyi olandan kaçmaya alışık bünyelerde sarsıcı bir etki,
Ayağımın altındaki sehpanın üstüne konulan minder, başı göğsümün üstünde
iki numara saçlarını seviyorum bir de aksi tavırlarını
Onunla olmaya alışmak istiyorum, onsuzluğa özlem içimde bir çelişki
Saçma sapan şarkı sözlerine dikkat edemiyorum, bazen dediklerini kaçırıyorum
Hisleri hakkında konuşamadığını söylese de o bu konuda benden iyi
Ben su altından çıktığımı söyledim, ya artık bir balıksam diye korkuyorum
Ellerimi avucunun içine alıyor, tekrar mutlu oluyorum
Biraz uzunca bir aradan sonra yeniden öfkeleniyorum, kıskanıyorum, özlüyorum
Bir şeyleri bastırmaya çalışmakla, üstüne gitmek arasındayım
Hiçbir zaman akışana bırakılmamış bir hayat benimkisi
Asla akıp yatağını bulmayanlardan hani
Suyun akmasına izin vermiyorum, çatlaktan ince ince sızışını izliyorum
Gözlerim fal taşı gibi açık, gözlerim bazen gözlerinde,
Ben insanların gözlerine uzunca bir süre bakamıyorum
Ona bakmayı öğreniyorum, biraz zaman alacak gibi görünse de
Ona bakmayı seviyorum, gizli gizli, dilsiz  ve hareketsiz
O bilmesin diye, dengelerin üstüne gidiyorum, en kötü huyum dengesizliğimle.....


17 Ağustos 2011 Çarşamba

Ders 1: Psikolojiden Çıkış

Yok işte bir kaç şarapnel parçası
parça etkili bomba,
düşük yoğunluklu savaş,
uzun menzilli silah...Ardı ardınca bir kaç belirtili isim tamlaması

Düşünerek kendini yok eden kadın,
Düşünmeden yok olan adam.. İnsanın bilmem ne halleri!

Biraz can sıkıntısı,
biraz pişmanlık,
çoğu zaman ne oldum bilmezlik,
kıt akıl,
az kendine dönüş... Oradan buradan ortaya saçmalıklardan biraz karışık!

İçindeki şiddeti bastıramama,
bastırsan da algılayamama,
utanmadan  en dibe düşme,
düştüğünde alna saplanmak istenen çatal,
bileğin dikey kesilmesi,
enseye balta-beyinciğe tava darbesi,
duvarlar boyu tırnak geçirme,
kalemlerin bir bir kırılması....Psikolojiden çıkış!

Düşünün ki bugün daha çarşamba, bir yerlerde haftaiçinin haftasonu diye geçiyor. Yani ptesinden iyi, belki cumadan az kötü. Cuma bir yerlerde en mübarek gün olsa da, çoğu yerlerin kesinlikle en sevileni hani. Cumaya yalnızca iki gün kaldı. Bugünü saymassak tabi. Ben en iyisi mi bugünü hiç saymayaydım:))

11 Ağustos 2011 Perşembe

Jane Eyre için...

Bir uçurumun kenarından aşağı doğru bırakıyorum bedenimi. Varacağım yer ölüm değil biliyorum. Özgür olmayı özlüyorum. Etiketsiz ve sade. Bir yerlerde kalmışsa biraz naif. Öylesine yaşamayı, plan yapmamayı özlüyorum. Uçmak gibi hani. Sanki eskiden bildiğim de sonradan unuttuğum bir şey. Ekseriyetle yaptığım sonradan bıraktığım. Adını bilmiyorum. Hepsini tek tek deniyorum. Bir uçurumun kenarından aşağı doğru düşüyorum. Her gün aynı saatte. Her sabah aynı ismi zikrediyorum. Fikrimden mi bilmiyorum? Fikirlerimden eskisi gibi emin değilim artık. Ayaklarım kesik, ellerim havada, gözlerim kapalı. Onu tekrar sevmeyi özlüyorum. Bir hikayenin en iyi yerinde bitmesi gibi, en güzel lokmanın kursağımda kalması gibi, tadı hala damağımda gibi... Tekrar sevmeyi özlüyorum. Kimi bilmiyorum, öylesine tasavvur ediyorum. Bir konağı yakmışlar kül olmuş ben kör sevdiğime kavuşuyorum. Filmin son sahnesinde. Yüreğimin tekrar hareket etmesi gibi. Roman gibi. İngiltere kırsallarında. Jane Eyre'e özeniyorum. 'Ruhumun ruhuna ulaşması gibi' diyor. Ben pek ruhlara inanmıyorum. Dünyevi olmayanı reddediyorum. O zaman hayallerimle mi besleniyorum? Cevabım çoğunlukla HAYIR. Çoğunlukla yalan söylüyorum. Kimseye çaktırmadan. Kendimce. Gayri sarih oluyorum. İstemeden. İteleniyorum.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Yeni Yaş

Yorgunluk ve yaşlılık arasına sıkışmışlık yaşamamak için bir şeyler yapmak lazım. İnsan olduğunu hatırlamak için, durmadan geçmişi düşünüp iç geçirmemek için, iç erincini kaybettiğin anların anlık olmaktan çıkmaması için....
Bugün yeni yaşımdayım.
Geriye dönüp bakmakla ahiret teorimi doğrulama tezim arasındaki sıkı ilişkiyi bozmamaya çalışıyorum.
Ölmeden önceki son beş saniyede cehennemi yaratanlardanım hani!
Ölmeden önceki son beş saniyede geriye dönüp baktığımda hiçbir şeyden pişman olmamak mümkün değildir elbet ama en azından bir şeyler üretmiş olmanın hazzıyla gözlerimi yummak istiyorum. Yoksa alternatifi koca bir boşluk.
Ellerimi başımın iki yanına koyup 'ne yaptım ben!' bile diyecek takati kendimde bulamama ihtimalim var.
Son beş saniyede bunu düşünememe ihtimalimin olduğu kadar.
O koca geçmişte, ne kadar sürdüğü hiç önemli değil ya, o koca geçmişte hiçbir şey yapmadığım için neler yapmadığımı düşünüp yıkılma ihtimalim var.
Anlayacağınız en kötüsü boğularak veya yanarak ölmek değil benim için.
İşte biraz da o yüzden cehennemde yanmak, doğranmak, parçalara ayrılmak bana pek koymuyor.
Ben çizginin diğer tarafındayım. Kendince adil olmaya çalışıyorum hayatta.
Yaşama biraz da olsa kendice bir değer katmak istiyorum.
Benim azabım olduğu gibi burada. Kimseye biat etmeden yaşamak istiyorum.
Bunun adına ne kadar yaşamak denebilirse işte.
Ucundan doya doya....