2 Kasım 2015 Pazartesi

Serez'in esnaf çarşısında, bir bakırcı dükkanı karşısında... astılar Bedrettini

Madem ki bu kerre mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü*


çok üzgünüm

şimdi o güzel insanlar o güzel gemilere binip gittiler ya, hür iradelerinden gayrı, barış için dayanışma için bir araya geldiklerinde
bir tren garı önünde, bir kortejin tam ortasında bir ülkenin baş şehrinde hani
ve o güzel insanlar evlerinde, en güvenli yerlerinde, galoş giyin dediklerinde vuruldular ya
ve başka güzel insanlar başka güzel köylerde onlarca gün abluka altında tutuldular, hastalandılar, yollarda, kapı önlerinde ölmeye mahkum oldular ya
ölü bedenleri derin dondurucularda günlerce tutuldu ya güzel çocukların
ve o aydınlık gençler, bir araya geldiler, bir çay evinde gülücükler saçarken, tam umudun pozunu verirken binlerce parçaya ayrıldılar ya
infaz edildiler adlarını unuttuklarımız, o güzel insanların binaları yakıldı, partileri basıldı ve sokak ortasında devlet terörüne maruz kaldılar ya
ve o güzel insanların çoğu hukuksuzca göz altına alındı, tutuklandı, işlerinden olanlar oldu ya... hangi partili oldukları öğrenildikten sonra
ve sınırsız bir tehditle karşı karşıyaydılar, attıkları tivitlerden dolayı soruşturmaya alındılar, mühürlendiler ya
ve o güzel insanların bedenleri çırılçıplak soyuldu sokaklarda ölü bedenler ifşa edildi, tankların arkasından bedenler sürüklendi ya, o güzel dedeler kıçı kırık bir sandalyenin üzerinde, yamalı pantolonlarıyla kaybettikleri er torunlarına feryat ettiler, katil sizsiniz diye rütbelerinden sıyrılıp katillerin suratlarına haykırdılar ya abiler acılarını
sizden bizden değil ölen çocuklar, hepimizin! bitsin bu savaş diye feryat ettiler ya o güzel analar,babalar,
iki kardeş evinden biri pkk biri asker cenazesi kalktı ya 3 hafta arayla
sonra helin'in hikayesini okuduk ya gözlerimiz dolu dolu, nasıl da tesadüfü yaşıyoruz diye korktuk ya hepimiz
hıçkırıklara boğulduk ya tüm bu katliamları izlerken, göz yaşlarımızı ilk defa hiç tutamayacağımızı hissettik ya
ve bu zulme karşı bir araya gelmek, ve hala varız diye bağırmak için meydana çıkarken korktuk ya, acaba ölüm nerede bulacak bizi, bizi ne zaman yok edecek diye etrafı korku dolu gözlerle izledik ya
çocukların isimleri vardı, o kadınların, adamların hepsinin kapladığı bir yer vardı hani. diyaliz hastası o sokakta ölü bulunan dedenin, 4 yaşında başından vurulan bebenin hepsinin bir ağırlığı vardı ya

omuzlarımızda

hani bir önceki yazımda demiştim ya, 1 kasım seçimleri bir gün geçmiş zaman olduğunda bu oyuna alet olanlar ve barıştan yana olanlar diye ayrılmayacak bu ülke, katiller ve katledilenler - katledilmek istenenler diye bölüneceğiz ikiye... şimdi arttırıyorum; 

sözcü gazetesi seçim günü beyin fotoğrafı koymuş bütün faşistliği ile manşete... oy kullanmaya giderken yanınıza almayı unutmayın diye...

bu nasıl yanılgı bu nasıl narsisizm...

cahillik bunun neresinde?
hepiniz görmenize rağmen kör, duymanıza rağmen sağırsınız
hepsinin üstüne onursuzsunuz!

karanlığın bilinçli hizmetkarlarının zindanı olsun, karanlık...


*Bedreddin

baktı kemerlerden dışarı
Dışarıda güneş var
Yeşermiş avluda bir ağacın dalları,
ve bir akar suyla oyulmaktadir taslar.
Bedreddin gülümsedi.
Aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:
- Madem ki bu kerre mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü..


Yağmur ciseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak murted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor.
Serezin esnaf carşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asili.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan seyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

23 Ekim 2015 Cuma

손바닥으로하늘을가리려한다 *

Yanlış hatırlamıyorsam ülkemizdeki halkların tüm sorunlarını mantık çerçevesinde çözdükten sonra dahiyane milliyetçi duygularla, uygur türklerinin haklarını kurtarmak için, doğruluğundan emin olmadığımız bir gazete küpürü haberiyle, gözleri çekik olduğundan çinli sanıp koreli turistleri dövmüştük. bizim kurtarma hak savunma operasyonumuz da budur.
Her milletin kendine göre bir dinamiği vardırın türkçesi bizde hafif gaz ile meydan yakma kültürüdür. neyse bağlayacağım yer, koreliler candır can!

son zamanlarda saçma sapan dizilerini izlediğim korelilerle ilgili paylaşacağım bilgiler şunlar,

sabah kahvaltısında hiç tiksinmeden kaburga çorbası içebiliyorlar, bizim kavurmaya  denk geliyor olabilir, yadırgamıyorum.
harika ramen yapıyorlar ama yaptıklarından daha güzel yiyorlar böyle kocaman lokmalar halinde hüpleterek falan :) ayrıca metalik çubuk kullanıyorlar  durmadan sofralarından eksik olmayan lapa, sanırım kahvaltıda tek yiyebileceğim şey olan omurice(yumurtalı), odeng ve adını bilmediğim sosisimsi sokak yemekleri falan... her bölümü bir saat olan dizinin her bölüm en az on dakikasını yemeklere ayırmasından bir şey çıkartabiliriz. yemekten sonra bile izlediğinizde sonu gelmez bir açlık duygusu  hissediyorsunuz.
ve söylemesi ayıp bir kaç günü yalnızca far east sushico ve china in box'tan beslenerek geçirdim. benim öyle bir tarzım var evet, hemen gaza gelip hızlı konsantre olurum.
küçük pembe bir not defteri edindim, ilk önce alfabe ile başlayalım ayağına... basitmiş de, 'hangıl' dedikleri kore alfabesi tekli harflerden ve kombine harflerden oluşuyor. telafuzlarına hakikatten bayılıyorum, telefona bir kaç sesli sözlük indirdim, temel kelimeleri öğrenelim sonra kore'ye gidelim hislerinden.
neyse o gün nasıl gaza gelmişim, nasıl gelmişsem artık, ben dedim bu kore'ye giderim. açtım baktım uçak biletlerine, bir tane promosyonlu, 5bin tle :D... normal uçuşlar 16bin civarı. yanlışlıkla o günkü uçuşlara baktığımı anlayıp gözyaşlarımı sildim.
ama gideceğim, koydum kafaya.
yalnızca  yemek yemeye de değil, şu şeker gibi kafaya diktikleri ve komikçe sarhoş oldukları soju içeceğim. hayalimde tatlı tekilamsı bir tadı var. göreceğiz.
bir de tabii en sona bıraktığım ve hastası olduğum giyim tarzları.
dolu uzakdoğu filmi izlemiş bir insan olarak öğrendim ki, bu uzaktaki doğululardan en giyinmeyi bilenler koreliler. en uzun boylu erkeklerin olduğu yer de aynısı (araya çaktırmadan sıkıştırdım:) )

şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere...
dün bir arkadaşın evine kahve içmeye gittim, olmuş gecenin saat 11'i falan.
ben asla tv kanalları açmam. mesela çok hassas süreçlerde yalnızca haber izlemek için cnntürk/bugüntv/halktv arası gezmişliğim olur ama o kadar. tv'ye sürekli bir harici disk takılıdır ve film/dizi izlenir.
neyse bu kahve seansı süresince yaklaşık fragmanlarla beraber 5 tane türk tipi diziden haberim oldu. (insanların haberlerinin olmasını eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın - zamanında asi'yi çılgınca izlemiş biri olarak -tiksinç olan dizi tiplerimiz)
tecavüz, uzun tüfekle kadın kovalama, tokat atma, evden atma, sokağa atma, aşağılama, itme kakma, anasının dövmesi, amcasının dövmesi, erkek arkadaşının tehditleri, durmadan bağıran erkekler ağlayan kadınlar, hep bir töre, istanbulun en göbeğinde de, anadolunun en köyünde de... kadında hep bir fedakarlık hali, hep bir vazgeçme, aşk her şeyden üstün kafası, kendinden ödün verme, seviyorsan katlanırsın saçmalıkları falan, kadını idealsizleştirme derken...

arkadaşlar bunların hiçbiri sanırım ki kore'de yok. hiç gitmedim, hiç okumadım bilmiyorum ancak türk dizilerini izlediğim kadarıyla buranın gerçekliği ile bir uyum var, doğru. buradan çıkarımla sanırım korenin gerçekleri de şunlar.
erkekler hayvanlar gibi anıra anıra ağlayabilirler ve bu bir gurur meselesi değil. kadınların dayak yediğine hatta teşebbüs edildiğine hiç şahit olmadım. hatta izlediğim kadarıyla her bölümde kadın bir kere sırtta veya kucakta taşınır, ve başrol erkeği en az bir kere aşık olduğu kadın tarafından itilip kakılır ama her zaman haklı olan kadınlar, azarı işiten erkekler. en pasif çizilmiş kadın karakteri bile en sonunda kendi idealleri için aşkının peşinden gitmekten vazgeçebilir, bu zoraki bir ayrılığı getirmez, keskin bir tercih değildir, insanlar 2 yıl sonra kaldıkları yerden devam edebilirler. kadının kim olduğu nereden geldiği sınıfsal olarak evet çok önemli olsa da, ne olacağı ve gelecekte nasıl yaşamak istediği daha çok belirleyici ve yolunu buna göre örme hissini sürekli hissediyorsunuz.
hitap farklılıkları çok net, özellikle yaşa göre resmi veya gayri resmi olarak ayrılmış ve genelde herkes buna uyuyor. aile içi sevgide hiç de böyle kopuk uzak falan değiller, baba kızlar birbirlerine sarılıp salya sümük ağlayabiliyor ve tüm aile hep dayanışma içinde ve kız çocukları kesinlikle çok kıymetli, eğitim hakları için her fedakarlık yapılır, dua ile iş yapanına pek rastlamadım (o batı toplumlarına atılan boklar burada geçersiz)
işte siz karar verin, bu yazı diziler toplumun aynasıdır mantığından çıkışla yazılmıştır..


not: sanırım öpüşmeyi pek bilmiyorlar :))
çünkü o aşırı tatlı çıkışlı müzikleriyle sonlanan iki kişinin öpüşmesi büyük olay! öpüşme dediğim ise yalnızca dudakların 30 saniye kadar bir süre birbirine değmesi ve herhangi bir hareketin olmaması :)))  yine de çok sempatik olma garantili

neyse tecavüzsüz töresiz şiddetsiz keyifli bir  kaç dizi izleyek diyorsanız açın korelileri...

seneye gittikten sonra size daha detaylı bilgileri vereceğim.

ha bir de yeni kanada başbakanı da çok tatlı demeden geçemeyeceğim

şimdilik öptüm muah...

Not: seçimden önce son yazım bu olabilir, lütfen sevgili chp ve hdp seçmeni oy kullanın. 4 gün tatil kafasına girip bir yerlere gitmeyin, kütük başka yerdeyse memleketinize gidin orada oy kullanın. ülkenin zaten içine edilmiş, ben kore'den medet umar olmuşum,
sonra dırdırlanıp neden hiçbir şey değişmiyor diye ağlamayalım (boykotçular muaftır tabii ki - bu iki partiden birinin kendini gerçekten temsil ettiğini düşünen seçmen için söylüyorum),



*Sunbadakıro Hanılıl Kariryuhanda-Tüm Gökyüzünü Avucunla Örtmeye Çalışma (avucunla örtemezsin hatta gözlerini kapasan bile gökyüzü hala oradadır anlamında), umut da barış da bizimle olsun..

13 Ekim 2015 Salı

sizin istikrarınızı da, ama'larınızı da, fanatikliğinizi de, dışlayıcılığınızı da, cahilliğinizi de ...

katil kim

zafiyet var mı yok mu, mit neredeydi, nerede değildi, devlet işbirlikçi mi tetikçi mi, değil mi, içişleri bakanlığı istifa etmeli mi, adalet bakanı sırıttı mı, cumhurbaşkanı katil mi, hırsız mı, abdullah gül ikiyüzlü mü, bülent arınç ağladı mı, işidçileri kim besledi, suriye'yi içten içe karıştıran ülke hangisi, bilal gerçekten gerizakalı mı, müslüman kardeşler kim, çocukları yurt dışına kaçıyor mu, sit alanlarını teker teker imara açtı mı, hesleri neden hızlandırdı, rusya ile ilişkileri ne olacak, ali ismaili kim öldürdü, tapeler gerçek mi, 3 yaşındaki çocuğu neden vurdular, cemaatle neden ayrı düştü, hdp ile pkk'nın arası açıldı mı, örtülü ödenek neden arttı, o gerillayı sürükleyen zihniyet nereden besleniyor, emine erdoğan mağaza kapattı mı, adıyaman'daki işid kahvesi biliniyor mu, canlı bombalar tespit edildi mi, geride kalanlara ne olacak, her gittiğimiz eylemde patlayacak mıyız endişesiyle mi yaşayacağız, yarınlarımız güvence altında mı, bizi de çıplak soyup sokağın ortasına atarlar mı, asker çocukları neden ölmeye  devam ediyor, albayın isyanını duyan var mı, basın üzerindeki baskı biter mi, başka gazeteciler de dövülecek mi, mehmet barlas bir gün insan maskesi takar mı, berkin elvan davası ne olacak, islamifobi büyüyor mu, rusya türkiye'yi tehdit ediyor mu, iç savaş çıkacak mı, tecavüz meşru mu, hangi partinin oyları düştü, sedat peker kim, ahmet şahbaz ne durumda, paralar sıfırlandı mı, annelerin göz yaşları diner mi, ölenler terörist mi, bütün polisler faşist mi, homofobiyi devlet mi körüklüyor, mit'in gerçek açılımı ne, neden yalnızca solcuların eylemlerinde bomba patlıyor, istihbarat neye hizmet ediyor, bağımsız hukuk var mı, ölülerimizi yıkamayı bu yüzden mi öğrenmeliyiz, aile başına kaç ölüm düşüyor, demirin tuncuna insanın piçine mi kaldık  vs. 

tek cevap;

sessiz ve tepkisiz ve taraftar ve nefretçi ve dışlayıcı ve bencil ve istikrarcı ve üç kuruşa oyunu satan ve boş veren ve göz yuman ve hala ve inatla ve tekrar 1 kasım seçimlerinde AKP'ye oy veren herkesin eline bulaşmış olacak o kan lekesi... 

çünkü iktidarlar güçlerini halktan alır

anadolunun güya faziletli insanları, fakirliğin sınırında yaşayanlar, iş adamları, türbanlı bacılar, türbansız sözcüler, entelektüel basın, işçiler, işsizler, yalnızca günde beş vakit namazla cennet yolu arayanlar, azınlık olmalarına rağmen erdoğan şakşakçıları, cemaatler, camialar, küçük esnaf, büyük holdingler, aşiretler, ağzımıza pelesenk saf teyzelerimiz, komşumuz, akrabamız, sıra arkadaşımız ve ailelerimiz... bu bilgi çağının ortasında hala ve inatla, şüpheye düşmesine rağmen amalarla iş yapanlar, akp'ye oy verenler yani, herkesin eline yapışmış olacak bu kan.

bir de

hala savaş çığırtkanlığı yapanlar, barış diyenlerde suçu arayanlar, ölenlerin üzerinden politika yapan ırkçılar, biz siz diye ayrıştıranlar, ayrıştırılmaya ön ayak olanlar, meclis siyasetini meşru görmeyenler vs.

bu büyük zafiyetin üstü örtülemeyecek boyutlardayken, yine de inatla AKP diyenlerin hepsi, illa akp demese de ona ön ayak olanların hepsi, fıtratçılar... hepiniz katilsiniz

sizin verdiğiniz oy, bu katliamı onun gözünde vacip yaptı

ve tüm ülke doğusundan batısına sizin suç mahaliniz

1 Kasım seçimleri bir gün geçmiş zaman olduğunda, bu oyuna alet olanlar ve barıştan yana olanlar diye ayrılmayacak bu ülke

Katiller ve Katledilenler katledilmek istenenler diye bölüneceğiz ikiye

ve size bir haberimiz var

biz varız ve olmaya devam edeceğiz

ülkemizin güzel insanlarının başı sağ olsun, başımız sağ olsun

biz katillere inat yine de barışa inanacağız

11 Eylül 2015 Cuma

ilk önce bazı sorulara cevap verelim, öyle devam edelim...

Normal şartlarda hiçbir zaman bir köşe yazısın alıp kendi blogumda paylaşmamıştım. Ancak aşağıdaki yazının hem kendi arşivimde olması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca aşağıdaki soruların herbiri tek tek cevaplandığı takdirde bir yolumuzun olabileceğine inanıyorum, sevgiler...


İnsan Hakları aktivisti Ayşe Günaysu’dan gazeteci Levent Gültekin’in Diken’de yayınlanan “PKK Kürtleri niçin öldürtüyor/öldürüyor?” yazısına yanıt geldi.

Son zamanlarda içinden geldiği İslami camia ve Ak Parti’ye, yakından bildiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en ciddi eleştirileri dile getirerek dikkatleri üzerine çeken Levent Gültekin yazısında PKK’ye seslenerek “Sizin yüzünüzden devlete söyleyecek tek bir söz bulamıyoruz” yazmıştı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyesi Ayşe Günaysu’nun Demokrat Haber’e gönderdiği Levent Gültekin’in yazısına yanıtı şöyle oldu:

LEVENT GÜLTEKİN, AMAN DİKKAT SEN “ARACI” OLMA

Levent Gültekin, “PKK Kürtleri niçin öldürtüyor/öldürüyor?” diye bir yazı yazmışsın. Dün, 10 Eylül 2015’te yayınlandı. “Bomba gibi yazı” diye de Twitter’da paylaşılmış.

Yazının gayet avlayıcı, ama o kadar da hilekâr bir formatı var. Önce doğrularla, bu devleti yönetenlerin ne olduğunu bildiğini anlatarak başlamışsın. Devleti yönetenlerin “kendi iktidarlarını sürdürmek için her dönem toplumun bir kesimini düşman belledi”ğini, “insan gibi yaşamlarına olanak bırakmadı”ğını, onları “terörize etmek, onlara yaptığı baskıyı meşrulaştırmak için gerekçeler yaratmaktan da çekinmedi”ğini yazmışsın.

“HDP’nin barajı geçmesiyle, günümüzün devlet sahipleri bölge halkına bir bedel ödetmek, hayatlarını zehir etmek, verdikleri oylardan dolayı pişman etmek için her yolu deniyor” diyerek de malumu ilan etmeden geçememişsin tabii ki. Güzel. Ama o da ne? Hemen ardından “burada aracı yine sensin ey PKK” diye bağlayıvermişsin sözü. Efendim? Pardon? Yazıyı yazarken tam burada birden beyin fonksiyonların mı durdu?

Bak tekrarlıyorum kendi sözlerini: “HDP’nin barajı geçmesiyle, günümüz devlet sahipleri bölge halkına bir bedel ödetmek, hayatlarını zehir etmek, verdikleri oylardan dolayı pişman etmek için her yolu deniyor.” İyi de, PKK burada, yani devletin HDP’ye oy verenleri cezalandırma, bedel ödetme kararlılığında PKK nasıl “aracı” olmuş, deyivermemişsin. Seçim süresince yapılan bütün saldırılara, Diyarbakır mitinginde katliam girişimine, hatta seçim sonrasında Suruç’taki bombalı katliama tepki göstermeyen PKK, devletin bu “pişman etme” iradesine ve seçim öncesinde ilan etmesine nasıl aracı oldu? PKK, senin sözlerinle tekrarlıyorum, devletin düşman bellediklerinin “insan gibi yaşamlarına olanak bırakmama”sına PKK nasıl aracı oldu? 100 yıllık devlet aklının şekillenmesinde PKK ne şekilde aracı oldu?

Merakla yazıyı sonuna kadar okudum, bunun cevabını bulamadım. Yok, devletin Kürtleri cezalandırmaya daha seçimlerden önce karar vermesine, bunu da ilan etmesine PKK’nın nasıl “aracı” olduğunu açıklayan tek bir cümle bile yoktu. Ne oldu? İyi misin? Yazındaki o paragraf ile bu “aracı” olma cümlesi arasındaki bağlantıyı neden kuramadın? Maşallah, televizyon ekranlarından görüyoruz, zeka sorunun yok, öyleyse o bağlantıyı neden kurmadan devam ettin yazına? Ben söyleyeyim. Sen diyorsun ki, senin kendi ağzınla tariflediğin devlet, şiddete dayalı varlığını sürdürsün, Kürtler, yani senin kendi sözlerinle devletin “düşman bellediği” Kürtler, yine senin sözlerinle “cehenneme çevrilmiş”hayatlarını sessiz sedasız yaşamaya devam etmelilerdi diyorsun

Bana deyiverir misin, 1938’de Dersim’de dereler kan akarken, insanlar gaz bombalarıyla mağaralarda boğulurken, Dersim topyekûn yok edilirken, PKK mi vardı Levent Gültekin? Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürtlere kan ağlatılırken PKK mi vardı? Maraş’ta üç gün boyunca kalabalıklar insanları keserlerle doğrarken, devlet seyrederken PKK mi vardı? Madımak’ta 24 saat boyunca devlet IŞİD’den farksız kudurgan kalabalığı televizyonda film izler gibi öylece izlemesine, insanların devletin gözü önünde diri diri yakılmasına da PKK mı “aracı” olmuştu? 12 Eylül’ün Diyarbakır zindanında insanların makatına cop sokup, kanlı copu yakınına zorla yalatmalarına PKK mı “aracı” olmuştu? Uludere’de 35 sivilin bombalarla paramparça edilmesine PKK mı “aracı” olmuştu? Bu yazıyı yazarken bunları el çabukluğuyla nasıl unuttun Levent Gültekin? Yok unutmadın tabii, bunlar olsun, bunlar ola ola hayat devam etsin, kimse bunlara isyan etmesin istiyorsun.

1990’larda JİTEM, Özel Tim, elini kolunu sallayarak köye giriyor, evleri basıyor, köylüleri tugaya götürüyor ve “yok” ediyordu. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin (hakikatadalethafiza.org) verilerine göre, 12 Eylül’den sonra, kayda geçirebildikleri kadarıyla, toplam 1353 kişi gözaltında kaybedildi – uluslararası hukukta geçen terimiyle “zorla kaybedildi”. Hafıza Merkezi’nin “Zorla Kaybetmeler” veri tabanından bunların her birinin öyküsüne kolayca ulaşabilirsin Zorla kaybedilenler ve faili meçhullerin toplam sayısı kimi kaynaklarca 17 bin civarında. Yine aynı kaynaktan sivillerin topluca yaylım ateşine tutulup öldürüldüğü vakaları da bulabilirsin. Batı illerinde oradakilerden akla kara gibi farklı bir hayat yaşayan, sen, ben, bizim gibiler isyan etmeyecektik elbette, ama bütün bunları yaşayan halkın içinden birilerinin isyan etmemesinin eşyanın tabiatına aykırı olduğunu anlayacak bir zihinsel kapasiteye sahip olduğunu biliyorum. Mesele şu ki, bireylerin niyetinden bağımsız, hayatın yasalarına göre işleyen bu “eşyanın tabiatı”nı ne görmek, ne de dile getirmek istiyorsun.

Yazında daha sonra, “özerklik ilanı” üzerinden, o kınadığın devlet büyüklerinden sana okkalı bir “ağzına sağlık” duasının gelmesini sağlayacak şekilde HDP’ye yüklenmişsin. Sen bilgili adamsın, günceli de gayet iyi izlersin, bilmemen mümkün mü, özerklik HDP’nin hem parti programında, hem de seçim bildirgesinde yer alıyor. Bak buraya alayım HDP seçim bildirgesinden o bölümü: “Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetine son verilecek, halkların ihtiyaç duyduğu özerklik modellerinin ve kendi kendilerini yerinden ve yerelden yönetmelerine olanak sağlayacak demokratik yönetim biçimlerinin geliştirilmesi ve yaşam bulması için gerekli adımlar atılacak. Demokratik Özerklik, halkların yönetim ve karar süreçlerine katılımının sağlanması için hayata geçirilecek.”

Parti programı ve seçim bildirgesi yayınlandığında devlet sence neden HDP’nin en yüksek oy aldığı yerlerin üzerine tanklarla, havan toplarıyla, keskin nişancılarla yürümedi de şimdi yürüyor Levent Gültekin?

Kafası her çalışanın şaibeli bulduğu Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi olayı üzerine Kandil’e şimdiye kadarkilerle kıyaslanmayacak çapta bir hava harekatı düzenlediğinde devlet PKK’nin karşılık vereceğini bilmiyor muydu? Devlete bir sorar mısın “Neden PKK’nin saldırılarının ‘aracı’ oldun?” diye.

Yine “eşyanın tabiatı”na dönüyorum. Anladık, PKK’nin asker ve polislere düzenlediği saldırılara gönderme yapıyorsun, “aracı” olduklarını söylerken. Bak, benim de gönlüm PKK’nin o saldırıları düzenlememesini ister. Ama bilmiyor olamazsın, hayat da, savaş da senin benim gönlüme göre yürümüyor. Savaşın hepimizin niyetinden, arzusundan, gönlünden bağımsız dinamikleri var. Savaşın taraflarından biri zaten yasadışı bir örgüt. Ne seni dinler, ne beni, ne devleti. Öyleyse gel, senin yazındaki “biz devletin ne olduğunu biliyoruz, sen neden devletin şiddetine aracı oluyorsun” şeklindeki denklemi tersine çevirelim.

Mesela şöyle (senin mantığın ve sözlerinle yazıyorum):

“Biliyoruz PKK şiddeti yöntem olarak seçmiş örgüt. Sınır tanımıyor. Kafasına göre hareket ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletini düşman ilan etmiş. Peki ey Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sen neden bu yasadışı örgütün yaptıklarına aracı oluyorsun? Neden önceki asker polis ölümlerine değil de, Ceylanpınar’da iki polisin şaibeli ölümü üzerine Kandil’e tarihin en ağır hava saldırısını başlattın? Tamam PKK bir terör örgütü, iyi ama sen neden aracı olup teröre başvuruyorsun? Neden Varto’da kadın gerillayı, tamam vurdun, sonradan işkenceyle (yıkayanlar anlattı, boğazına ip bağlanmış) öldürüp, yetmedi çırılçıplak soyup sokağa attın, yetmedi fotoğrafını çekip dolaşıma soktun? PKK gibi bir terör örgütünün ve dahi Varto’da yaşayan, beş kuşak aile büyükleri devlet zulmü görmüş ailelerin çocukları olan ve bunu genetik miras gibi devralmış olan bugünkü gençlerin, o kadın gerilla yapılana tepki göstereceğini bilmiyor muydun? Onun için mi sonrasında Varto’yu günlerce topa tutup sivilleri öldürdün?”

Ve de şöyle: “Tamam PKK’nin işi gücü terör. Çözüm süreci boyunca silah yığmış, güvenlik güçlerini Cizre’ye sokmuyor. Peki ama sen neden bu şiddete ‘aracı’ olup Cizre’de aralıksız şu an 7. güne ulaşmış olan bir sokağa çıkma yasağı koyuyor, insanları susuz, elektriksiz, erzaksız bırakıyorsun? Neden evinden çıkanı keskin nişancılarınla vurup şu ana kadar bebek, çocuk, yaşlı kadın 15 sivili öldürüyorsun? Neden hasta ve yaralıların hastaneye götürülmesine izin vermiyor ve evlerinde ölüme terk ediyorsun? Neden PKK’da, 90’ların şiddet ortamında doğup büyümüş bugünün gençlerinde ve yöre halkında polise, askere olan öfkeyi tırmandırıp daha fazla şiddete yol açıyorsun?”

Ama sen o “bomba gibi yazı” denen yazında, mantığı böyle değil de tersinden kurarsan, “tamam PKK terörist, sen ey devleti yönetenler neden teröre ‘aracı’ oluyorsun” diyeceğin yerde, “tamam devlet zulmeder, ama sen PKK neden buna aracı oluyorsun” dersen, ey Levent Gültekin, sen de günlerdir faşist kalabalıkların 200’ü aşkın HDP binasını, HDP Genel Merkezi’ni ateşe vermesinin, Ankara Beypazarı’nda ekmek parası için çalışan mevsimlik Kürt işçilerinin evlerini yakıp ihtiyar, çocuk demeden insanlara saldırmasının, telefonda Kürtçe konuştu diye bir gencin 6 kişi tarafından bıçaklanarak öldürmesinin “aracı” olursun.

Mesele, hiçbir yerin, hiçbir şeyin “aracı” olmadan adalet talep edebilmede.

7 Eylül 2015 Pazartesi

sevim koş ortalık zekaküpü kaynıyor!!

Selamlar. Biraz daralma yazısı bu.. Özellikle sosyal medyada birden fazla gördüğüm notlar üzerine bir yazı..Darılmaca gücenmece yok. İlla darılıp güceneceksen sevgili okur, keyfin bilir... Bizde faşizm yok! Ölmemi dileme yeter :)

Bir zamanlar aynı masada oturmuşluğumuz, hoşbeşimiz olan insanlardan dem vuracağım biraz. Hani dünyaya bambaşka pencerelerden bakmamıza rağmen saç baş yolma yoluna gitmeden sabır gösterebildiğimiz arkadaşlarımızdan, bizim gibi düşünmese de asgari müştereklerde anlaşabildiğimiz tanıdıklarımızdan, hani tartışma anında kırıcı kelime sarf etmemek için itina gösterdiklerimizden vs.
Yok yok, bu 90'larda çocuk olma, 80'lerde genç olma yazısı da değil üstelik.
Tersten cesur olma, daha çok tırt olma yazısı
Şöyle ki...

İti iti dövdürmek!
Açıklaması şu... evde veya ofiste oturduğu konforlu koltuğunun, döner sandalyesinin üstünden, klavyeye elini uzatıp, o narin parmak uçlarıyla tuşlara basan CESUR YÜREKLİ KAHRAMAN ŞANLI ONURLU VATAN SEVDALISI mikimmel kişilik: Koparın lan şunun kafasını, a.. koduğumun çocukları, lan bunların hepsi itin d...., geberin gidin, ya sevin ya terk edin, bi s... olup gidin, hepinizin allah belasını versin, diri diri yakacaksın bunları, gebersin, gebertin, gebertelimciler gibi sizin de fark ettiğiniz üzere fiil çekimlerinde özellikle gramatik olarak çok başarılı, yazım üslubuna hakim, distopya savaşçılarından bahsediyorum. Masada sohbete tutuşsan seni anlama yoluna gidecek, senin de onu dinlemeye değer bulacağın insanlardan. Yok yok, azılı kafatasçı değil bunların hiçbiri, faşizme karşı omuz omuza jet hızıyla birleşebileceğin ama'cılar daha çok. Bir hümanizm anlayışı var ama koşullara bağlı olanlardan. Hah bir de, bak bu çok iyi... Enternasyonalistler var bunlar arasında...Kumbara enternasyonalistleri, beynelmilel'i güzel film olarak kabul edip, kızdıklarında sakaryadan çıkan misaki milliciler.
Hepsinin tükürüğü bilgisayar ekranını, hadi az özelleştirsen telefon ekranına yetiyor. Gerçek bir politik tartışma yapmayalı on yıllar, sığ olarak yapmaya başlayalı aylar olmuş sosyal medya dışavurumcuları. He he evet sen de haklısın, bak ne de güzel söylüyor sırt sıvazlayıcıları. Ya benim gibi olacaksınlar ya da olmayacaksıncılar  yani. Eskinin yorgun demokratlarıydılar, şimdidin koşullu demokratları. Yani kafasını koparmaktan dem vururken, hey dude! hadi git de kopar o kara kafasını diyesin geçer ya içinden hani, onlar işte.

Bağlıyorum...
Diyeceğin varsa küfürlü nefretli dövmeli işemeli insanın yüzüne de. İçinde şiddet ve nefret içeren haykırışların varsa eğer bunu seni duyamayan elini uzatsa tokadını yiyemediğin, ama paylaşım yaptığında beğeni beklediğin sosyal medya arkadaşlarına yapma.
Hepimizin çığrından çıktığı, çok öfkelendiğimiz, bir yere kadar sabır göstersek de sınırlarımızın zorlandığı anlar oldu. Benim de oldu ne yalan söyliyim. Çok kıymet verdiğim insanları listemden çıkardım, beni de listemden çıkarmalarını talep ettim. Ama listemden çıkardığım kimsenin a.. koymak istemedim veya kafalarını kopartmak veya gidip savaşsınlar gebersinler falan demedim.

Şimdi kuru bağnazlığına eşdeğer kuru cesaretinle sosyalmedya kahramanlığı yapma. Burada bağırma. Savaş diyorsan git savaş derler adama. Benim içim rahat, barış  diyorum, barış için yürüyorum, barış eylemlerine gidiyorum, kimseyi dövmüyorum, kimsenin ölmesini dilemiyorum, hatta konforlu koltuğumdan oturup tuşlara basıp barışın yazıyorum.
Konforlu koltuğundan oturup barış yazarsın şukela, savaş yazamazsın ama.
Barışı yazdığınla da kazanırsın şukela, savaş için adı üstünde savaşmak lazım. Yaşasın şehit aileleriymiş. Gurur duyuluyormuş. Ocağa düşen ateşten bi haber, on dakikalık duyarlılıklarıyla şehitler ölümsüzmüşmüş. Anasına sormak lazım demiş birisi, ne de güzel demiş. Abileri dinledik, babaları dinledik, buradaki yapmacık öfke patlamalarındaki sığ cümleleri kurmadı onlar.
Sen onu vatan savunması mı sanıyorsun şukela. Ölen çocukların anaları haykırdı, duymadın mı. Cenazeler yüce devlet erkanı tarafından terk edildi. Gariban askerin katledildiği bugünkü manzarayı büyükşehirin ortahalli mahallesinden vatan savunması olarak mı görüyorsun? Adam gününde açıklama yapıyor 400 verseydiniz olmayacaktı diye. Hani sağırsın, dilsizsin, okuma da mı bilmezsin ya?

Yazık
İnsan olamayan hatta insandan medet ummayan nefret dolu çocuklar yetişecek bu ülkede
Sonra bugün ölen onca insan yanınıza kar kalacak
Sonra sorduklarında vatansever geçinecekseniz ve eğer bugüne kadar olduğu gibi vatan sizin gibiyse eğer kendi kayıtlarınıza da belki öyle geçeceksiniz. İsimlerinizle değil ama cahilliğinizle övünecek yarınlar ve öyle boş yere yaşayıp yiteceksiniz. Öküz gibi, robot gibi, çimen gibi püsürden...hangisini beğenirsen.

Ama belki de öyle olmaz, barış kazanır ve gerçekten bu kana susamışlık bir son bulur. İnsanlar derin bir nefes alır ve onlarla tanışma fırsatı bulursun. Asker ocaklarına cenazeler gitmez, analar ağlamaz, hem de senin tanımadığın analar, sürgündeki analar da ağalamaz ve sen bunu ama'sız olarak kabul edersin. Belki yalnızca kendine yakın olarak gördüğün ve aslında bugüne kadar kendini sana anlatamamış bir dostun seninle rahatlıkla konuşma fırsatı bulur, belki yalnızca kendini inkar ettiği için kabul ettiğinden başka kürt arkadaşın olur. Halk mücadelesini anlarsın, savaşı da ve devlet zulmune, devlet terörüne başeğmemeyi öğrenirsin. Öğretirsin.
İçine doğduğun şey için şükür edemezsin, bir şeyleri hep daha iyiye taşımak için çabalamalısın dersin çocuğuna.
Erkek olduğu için şanslı, Türk olduğu için haklı, sunni olduğu için cenneti ilan etmezsin ona. Sonra sevmeyi öğrenir ve savaş dünyanın neresinden gelirse gelsin ona dur der çocuk. O çocuklar kalabalık oldu mu işte... Belki sen bugün düşündüklerini hatırlayıp utanırsın ve hiçbir şey için henüz geç kalmamışsındır belki.

veya biz gidelim, yarın onlar da gitsinler, öbür gün öbürleri de ve en son ötekiler de gittiler mi... sen kalanlar içinden bir başka öteki çıkaracak kadar beceriklisindir... bunu unutma



12 Ağustos 2015 Çarşamba

9 crimes


2015'e kısa bakış, sonra gözümüzü tekrar yumarız dert değil

Sene başından beri mümkün olduğunca önemli olayları buraya gününde kaydetmeye çalıştım...
İşte 2015 yılında özellikle Türkiye'de kısmi olarak da dünya genelinde yaşananlar şöyle;

7 Ocak Topkapı da Çeçen uyruklu intihar bombacısı yakalandı
7 Ocak Charlie Hebdo ve Paris saldırılarında 11 kişi hayatını kaybetti
25 Ocak Yunanistan seçimlerini Çipras kazanarak başbakan oldu
11 Şubat Mersin Tarsus da Özgecan Aslan münibus şöförü ve akrabalarınca tecavüze uğrayıp katledildi
14 Şubat'tan sonra Özgecan Aslan katliamı üzerine ülke genelinde idam tartışmaları tekrar hız kazandı
17 Şubat Nuh Köklü Kadıköy'de arkadaşlarıyla kartopu oynarken, kar cama geldiği bahanesiyle esnaf Serkan Azizoğlu tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
18 Şubat İç güvenlik yasasının tartışılması, polis devleti, mecliste kavga ve 5 muhalif parti vekilinin hastanelik olması ile sonlandı
19 Şubat Hatay'da 19 yaşındaki A.Ş. 12 yaşındaki kızı dövüp jiletle yaraladıktan sonra zorla bindirdiği münübüste tecavüz etmek istedi
19 Şubat Şahin Koçar isimli zat, içki içtikten sonra, eve gelmeyen sevgilisini, otomobilyle ezerek öldürdü. Hüsne Aslan olay yerinde öldü.
19 Şubat Üsküdar Çengelköy'de 17 yıllık eşini bıçakla öldürdükten sonra parçalara ayırarak çöpe attığı iddia edilen 43 yaşındaki şizofren Tahir K. gözaltına alındı
19 Şubat Antalya Kepez Anadolu lisesinde, taciz timi kuruldu
31Mart, elektrik kesintisi ve Berkin Elvan Savcısna yapılan DHKPC operasyonu, herkesin ölmesi ile sonuçlandı.

tam bu aralarda kusma hissi gelmiş olmalı ki yazmayı not almayı bırakmışım... sonra seçim süreci ve heyecanıyla olsa gerek tekrar başladığımı tahmin ediyorum...

5 Haziran HDP diyarbakır mitinginde bombalı saldırı yapıldı
7 Haziran seçimlerinde HDPnin barajı aştı, AKP %39 seviyelerinde kaldı
8 Haziran Yalçın Akdoğan, HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar açıklamasında bulundu
26 Haziran Amerika'da Eşcinsel evlilik yüksek mahkeme tarafından onandı
28 Haziran Onur yürüşüyüne İstanbul'da polis saldırdı
02 Temmuz MHP oy kullanmayarak AKPyi meclis başkanı yaptırdı
5 Temmuz Yunanistan referandumunda ödeme koşullarına %61 hayır çıktı
20 Temmuz Suruçta 31 kişi (sgdf) işid canlı bombası tarafından katledildi
22 Temmuz 2 polis evlerinde öldürüldü
23 Temmuz Kilis sınırında İşid TSK ile çatıştı
24 Temmuz İncirlik üssü açıldı, Amerika ile mutabakat sağlandı
24 Temmuz İşid'i vurmak üzere kalkan F16'lar Kandil'i bombalanmaya başladı
24 Temmuz Günay Özaslan kaldığı evde infaz edildi
26 Temmuz Barış yürüyüşü iptal edildi
6 Ağustos John Steward son Daily Show programını yaptı
11 Ağustos Barış Aybek PKK tarafından öldürüldü
7 yaşındaki Baran Çağlı Cizre'de öldürüldü
2 Eylül, Aylan'ın cesedi bodruma vurdu
4 Eylül Cizre'de sokağa çıkma yasağı başladı
6 Eylül Hürriyet binası eli sopalılar tarafından basıldı
12 Eylül Cizre'de sokağa çıkma yasağı kaldırıldı
13 Eylül Nokta dergisine baskın yapıldı
18 Eylül, kız arkadaşını arabayla sürükleyip üzerinden geçen Şahin Koçar'a iyi hal indirimi yapıldı
23 Eylül Bodrum'da sel oldu
24 Eylül Hac'da 752 kişi hayatını kaybetti/katledildi
25 Eylül, Ovacık Belediyesinin iletişim kablolarına sabotaj yapıldı ve tüm bağlantısı kesildi
27 Eylül Katalonya seçimlerinde bağımsızlık taraftarları galip geldi.
28 Eylül Nasa, Mars'ta su bulduğunu açıkladı
1 Ekim Ahmet Hakan saldırıya uğradı
1 Ekim Ankara'da bir otobüs durağa girip 12 kişiyi öldürdü
10 Ekim Katliamı Ankara 128 kişi öldü
12 Ekim Diyarbakır Sur'da 9 yaşında Helin, 3 kurşunla öldürüldü
12 Ekim Levent Kırca vefat etti
25 Ekim Dilek Doğan evinde polis tarafından öldürüldü
27 Ekim İpek Koza Holdinge el konuldu
28 Ekim Bugün Gazetesine Kayyum atandı
1 Kasım Erken seçimleri yapıldı
2 Kasım bok gibi bir sabaha uyandık
11 Kasım, Silvan'da sokağa çıkma yasağının 9.gününde havadan  helikopterle operasyon yapıldı
13 Kasım Paris saldırısında 140 kişi hayatını kaybetti
15 Kasım Fransa İşide havadan sadırdı
24 Kasım 64. kabine kuruldu
24 Kasım Rus uçağı düşürüldü
26 Kasım Can Dündar ve Erdem Gül tutuklandı
28 Kasım Diyarbakır'ın Sur ilçesinde Tahir Elçi suikaste kurban gitti - katledildi

Gerisini yazmadım, yazamadım artık...

Bugün yıl 2016, yalnızca rakamlar değişiyor, niteliksel olarak kötülük olduğu gibi yerli yerinde. Biz eksilmeye devam ederken onlar artmaya güçlenmeye devam ediyorlar.

Sol yanını kaybetmiyor insanlık, aynı zamanda insanlığını kaybediyor bir taraf, çok taraf.

Çığlık çığlığa yaşanan bariz katliamların çağında, biz sessizliğimizin içinde boğuluyoruz. Ölen ölür tabii ki, ardında en yakınında kalan bile sonsuza kadar ölmez onunla, biliyoruz. Ama biz bir başka dünya insanının yaşadığı bir film karesi gibi izliyoruz yaşananları.

Ortalama şahitliklere bakarak diyebiliriz ki en geç 50 yıl içinde tekrardan ve kati suretle etnik temizlik yapmış bir ülkenin halkı olacağız hatta tüm dünya ve yerel basının gözü önünde, bilginin her yere ulaştığı bir dönemde, yani 2015 yılında başlayan 2016 yılında devam eden, yalnızca ve özellikle bir bölge insanına yönelik, bir bölgeyi tamamen insandan arındırmaya yönelik faşist bir rejimin-ablukanın-diktatörlüğün-vs her neyse adı işte tarihine-yaşanmışlığına şahit olacağız. Başkasının veya bizden önceki nesillerin hikayesi de olmayacak. Direkt olarak hepimizi ilgilendiren, hepimizi susturan, iki günlük konsantrasyonu aşamayan bir sürecin bireyleri olacağız.

Evet gördük, faşist bir diktatör ve kurmaylarıyla geldiler-gittiler, o bölgede yaşayan herkesi katlettiler, sürdüler...

Peki tam bu arada siz ne yaptığınız diye soran kimse olmazsa hala, şanslıyız...

Ama eğer olur da 50 yılı bulmazsa aydınlık, o zaman her birimiz  ismimizi utanç diye değiştiririz artık

İyi yıllar