tüm diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tüm diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2014 Çarşamba

hızlandırılmış 2014 dizi bilgilendirmesi, çabuk çabuk

Şimdi bir dokuz aylık dondurulmuş patates kıvamından çıkmanın o buzları eritmenin tam arifesindeyim. maşallah.
eski alışkanlıklar, eski sohbetler, komiklik şakar moduna küçük küçük dönüş... yani keyifler yerine gelip gitme durumları.
yine şunu kaçırdın mı, bunu da gördün mü, yahu o da neydi öylelerle bezenmiş kahve sohbetleri başlayabilir. sonra abuk sahnelere hep beraber kopacağımız sinema seansları da. hayat bazen sen istemesen de güzel olabilir. bir de kimse şımarmasın tabii ama ... neyse vazgeçtim bu başka bir yazının sürpriz hikayesi olacak. şimdilik durdum :)

Şimdi son bir kaç hafta içinde yeni keşfettiğim dizilerle ilgili sizi bilgilendirmek isterim. hepsini izlemesem de ufak tefek fikir sahibi olduklarımdan birkaçı işte şöyle (bu arada herhangi bir sıralamaya göre değil, kafama göre yazıyorum, bilginize) :

Bitten (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2365946/reference
İkinci sezon onayını çoktan aldı. Fantastik dizileri sevenler tercih edebilir. Ben ilk sezonu, ki 13 bölümden oluşuyor tamamen bitirdim. Ha bana çok beğendin mi diye sorarsanız eğer, hayır. Ama kurt adam-kadın hikayesini sevenler tercih edebilir. Benim için vampirler hep önceliklidir, bilirsiniz.




The Strain (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2654620/reference
İkinci sezon ve devamı onayını %birmilyon alacaktır. Neden mi, tabii ki bir Guillermo del Toro  hikayesi olduğu için :) Kimdir bu adam (tanımayanlar için), babadır baba... benim için kült sayılabilecek filmografisinden en iyileri mesela şöyle: The Devil's Backbone (2001)  (izlemediyseniz hala yıPan's Labyrinth (2006)  ve sevenleri için The Hobbit: An Unexpected Journey ve Mimic (1997) ler ve Pacific Rim (2013) ler falan filan.
kılın karşımdan) ve Oscar ödüllü
Bir de eğer bu iyi harika çocuk vampir ve aşk hikayelerinden bögh geldiyse koşarak koşarak bir çıkış hikayesi, tamam tabii ki bir Let the Right One In (2008) veya 30 Days of Night (2007) değil :)) ama olsun, o derece başarılı bir kadro, oyunculuk, senaryo ve yönetmenlik... önemli işleriniz olsa bile ara verip buna bir göz atın derim. Vampirleri seven sevmeyen herkes için, harika bir fantastik seri geldi arkadaşlar! İzleyin!

Fargo (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2802850/reference
Ne diyim ki şimdi bunun üstüne, şu anda yalnızca ilk bölümünü izleyebildim. Hikayeyi zaten bilen bilir. Ama karamizahla falan aranız iyiyse ve gerçekten çok kaliteli birşey izlemek istiyorsanız, hani üzerine gerçekten konuşabileceğiniz ve yer yer asabınızı bozacak bir hikay
e, kaçırmayın. Oyunculuklar hakkında ağzımı açmıyorum bile, bu senenin en iyilerinden bir tanesi kesinlikle. İzleyin!

The Leftovers (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2699128/reference
Yalnızca tek bölüm izledim ve ikinci sezon onayını aldı. Hiçbir şey bilmeden izlerkene, yahu ben bu diziden neden hiçbir şey anlamıyorum hissi, sahneden sahneye geçiş ve arasındaki kopukluklar, böyle bir gizem, merak uyandırma, merakın yükselmesi ve sDamon Lindelof. Ay yooo hayır olamaz,  Lost (2004)!! Hala travmasını yaşıyorum! Yetti gari. izlemem ben bunu derken, diğer tüm bölümleri de indirdim (henüz izlemedim) nolur böyle FlashForward (2009) (TV Series) falan gibi başarısızlık olmasın. Hani iyi bir giriş olmuş falan diye heyecanlıyım. Hikaye şu: Durduk yere dünya üzerindeki nüfusun %2'si kaybolur ve hikaye 3 yıl sonra kalanların hikayesiyle devam eder.. Söz veremem ama bence şeytanın bacağını kırabilirler. Hope so !
inirin bozulması, orjinal bir hikaye.. allahım bu bir dejavu mu? sonra da ismi görürsünüz. Size önerim o ki, ilk bölüm izlerken benim yaptığım şekil, jeneriği hızla ileri sarmayın :)

Tyrant (2014) (TV Series)  http://www.imdb.com/title/tt2568204/reference
Şimdi Homeland (2011) severler falan şeklinde okudum zaten yaratıcısı olan Gideon Raff ,  Homeland dizisinin yapımcıları arasında (ha unutmadan 24'ün yapımcısının da eli değmiş ve ilk bölümü de Harry Potter'ın yönetmeni olan David Yates yönetmiş). Dizinin puanı da bir hayli yüksek. Baladi diye kurgusal bir ortadoğu ülkesinde geçen politik gerilim.
Amerikadan bu arap coğrafyasına giden bir ailenin hikayesi. Bence kesinlikle şans vermeye değer. Henüz izlemedim ancak tüm bölümlerini indirdim. Oryantalist bir bakışaçısı diye eleştirenler de, olmuş bu dizi diyenler de var. Bence politik dizi severler zaten çoktan keşfetmiştir ve izleyecektir. Ben yine de atlamak istemem. Bence izleyin.

Outlander (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt3006802/reference
Ya şöyle ki buradan isim vererek, hani sen sen sen.. kesin izle demek istiyorum tutuyorum kendimi. Üstüne alınan alındı. Düne kadar yalnızca ilk bölümü gelmişti. Ve ben ilk bölümü izlerken, son beş dakikasında filmi durdurup, koşarak bilgisayarı açıp, ikinci bölümü indirdim ve bir baktım ki 2. bölüm altyazı yok. E o canım iskoçların aksanını anlamak gibi bir yeteneğim de yok. Öylece kalakaldım. Çok iyi bir dizi. Fantastik - Dram - Romantik. İskoçya'da geçiyor. İnanılmaz aksanlar ve manzaralar. Ve müzik ve görüntü ve işte çok spoiler vermek istemiyorum. Dönem filmlerini dizilerini sevmiyorum diyen ben bile sustum şu an. Hikaye kısaca şöyle 1945 yılında yaşayan Claire, kocasıyla savaş sonrası ikinci balayı tarih gezisinde karşısına çıkan bir kayanın önünden tam 200 yıl geçmişe gidiyor :) bu dizi bir şahane dostum ! Emperyal ngilizlere karşı mücadele eden İskoç asiler falan desem !!


You're the Worst (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt3228420/reference
Gülümseyerek yazmaya başlıyorum. Şimdi bu geçen sezon hayal kırıklığıyla biten How I Met Your Mother (2005)'ın üzerine iyi bir Amerikan komedisi izleyecek miyiz? Eveeeeeeet! Konu itibariyle hiç alakası yok, ama zaten daha iyi değil mi? Yalnızca 2 bölüm izledim, 2. sezon onayını aldı. Ve gerçekten komiklikler şakalar. Ve başroldeki erkek tam bir züppe entellektüel yazar İngiliz :) hatun da tam bir Amerikalı işte. Yüz kaslarınıza iyi gelebilir. Ben sevdim. İzleyin! İkisi arasında hangisinin en kötüsü olduğuna siz karar vereceksiniz.




Extant (2014) (TV Series) hhttp://www.imdb.com/title/tt3155320/reference
Halle Berry nin başrolunü oynadığı, dram gerilim bilim kurgu tarzında yeni dizi. Henüz izlemediğim bu diziye bir şans vermeyi düşünüyorum. Yapımcıları arasında (eksik kalmasın) Steven Spielberg var. Konusu ise, uzaydaki 13 aylık tek kişilik görevinden dönüşünde nasıl hamile kaldığını anlamaya çalışan astrnotun hikayesi... İzleyeceğim. Enteresan olabilme ihtimali çok yüksek.






The Last Ship (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2402207/reference
Altyazı sitelerinde sıralamaya girdiğini ve 2. sezon onayı aldığını görünce hemen ilk bölümü indirip, yirmi dakikasını izleyip bıraktığım dizidir. Bence izlemeyin. Ama yok işin içinde virüs var, bilWorld War Z (2013)'yi hani olmadı 28 Days Later... (2002) veya Contagion (2011) falan izleyin. Yemişim son gemisini.
imkurgu var yok işte gerilim var, hayatta kaçırmam diyenler için atlamıyorum. Tamam yine bir virüs hızlı şekilde yayılıyor, tüm dünyayı kırıp geçiyor (aslında böyle yazdığıma bakmayın, ben zombilere inananlardanım ve böyle post apokaliptik hikayeler için kendimi kesebilirim) amerikan başkanı falan ölüyor, bunlar bir grup asker araştırma görevlisi o bu işte koca bir gemide kalıyor. İşte last ship bu yani. Neyse sanırım bunlar bu virüsün kaynağını bulup, panzehir hikayesi faso fiso. Bol amerikan bayrağı olmuş bilin. Canlarım bence, oturun bir daha

Chicago P.D. (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2805096/reference
İzledim diyemem ama izlemesem de birşey kaybetmem diyebilirim. Ama tabii polis olsun köpeen olayım kafasındaki arkadaşlar izleyeceklerdir. Puanı da imdb'ye göre yüksek görünüyor. Sevenler baksın, sevmeyenler beri gelsin.

The After (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt3145422/reference
İlk bölümünü izledim. Sonra noldu bu diziye bilmiyorum. Pilot bölümden sonra kalakaldı. Acaba sinema filmi mi yapacaklardı :) Bunun yaratıcısı daThe X Files (1993) (TV Series)'ın yaratıcısıymış.
İşte 8 yabancının bir otoparkta kalması ve dışarıda kıyametin kopması, ve sonra bunlar dışarı çıktıklarında olanlara anlam veremezler, izleyici de veremez, dünya bir saldırı altında mıdır, bir işgal mi, doğal bir afet mi? derken hem bu insanların hayatta kalma mücadelesi hem de son dakikada yaptığı sürprizle merak uyandırmayı başarmıştır. Bu da post apokaliptik tarz sevenleri tutabilir diyorum. Ancak ta 6 şubat tarihinde oynayan ilk bölümü üzerine bir ses çıkmamıştır.



Resurrection (I) (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2647586/reference
Hemen 2. sezon onayı almış, yalnızca ilk bölümünü izlediğim, drama gizem  fantastik dizi. Geçmişte bir şekilde ölen insanlar, öldükleri halleriyle (yaşlarında) günümüzde tekrar canlanıyorlar. 30 yıl önce ölmüş henüz 8 yaşındaki  Jacob'ın hikayesi ile başlıyor. Bence izlenebilir.

Star-Crossed (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2657262/reference
Bilim Kurgu Romantik tarzda yeni dizi. 2. sezon onayı bilinmez. Ama kesin belli bir takipçi kitlesi olacaktır. İlk bölümü izledim. Konusu bir şekilde dünyaya (Amerika'ya) düşen uzaylıların düşman mı dost mu olduğu belli değil. Sonunda bunların büyük çoğunluğu öldürülüyor ve geride kalanlar belli bir gettoda yaşamak zorunda bırakılıyor, yıllar sonra, bunları topluma kazandırma amaçlı belli bir grup genci insanların gittiği liseye gönderiyorlar falan filan. İşte asıl kız insan, asıl oğlan uzaylı. İsteyen buyursun izlesin.

The 100 (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2661044/reference
Henüz izlemedim. Dünyada gerçekleşen nükleer felaketten çok yıllar sonra, uzaya yerleşen insanlar, dünyada hayat var mı diye, aralarından 100 kişiyi tekrar dünyaya yolluyorlar ve bunların egemenlik gruplaşma hayatta kalma hikayesi. Anladığı kadarıyla hafif sineklerin tanrısından hafif terra novadan falan alıntılar var. Bir kitap serisinden uyarlamaymış. Ben en azından tek bölüm izlemeyi düşünüyorum.

Black Sails (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2375692/reference
Macera Drama tarzında yeni dizi. İzlemedim. Yüksek puanlı bir korsan hikayesi :) diyebileceğim bu kadar.

Penny Dreadful (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2628232/reference
Eva Green sever misiniz?
Peki ya gotik hikayeler ve kahramanlar ?
Peki ya dizinin yaratıcısı olan John Logan kim bilmek ister misiniz?
Ben size onun senarist geçmişinden biraz bahsedeyim ;) Skyfall (2012) Hugo (2011) Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007) The Aviator (2004) The Last Samurai (2003) Gladiator (2000) lerin senaristi!!!
ve Victoria Londrası ve dizi kahramanlarımız dracula ve frankenstain ve dorian grey.. ay biraz saçma ve biraz fazla heyecanlı değil mi? ben size daha ne diim !! İzleyin!

Helix (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2758950/reference
Virüs temalı bilimkurgulardan bir tanesi de bu dizi. Bir virüsü araştırmak için kutba giden bilim insanlarının hikayesi. Henüz izlemedim ama tek bölümlük şans verilebilir diye düşünüyorum.



Believe (I) (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2592094/reference
Şimdi bu diziyi de yeni buldum. Şöyle ki yaratıcısı mı ilk dikkatimi çekti yoksa konusu mu bilmiyorum. Drama Fantastik tarzda bir yapım. Telekinezi gücü olan, havayı falan kontrol altına alabilen, 10 yaşındaki kızımızın hikayesi. Akla Aang'ı getirmiyor değil (Avatar: The Last Airbender (2005) (TV Series)) Neyse hikaye hoş, tanıdık, sevilebilecek bir hikaye. Ve diğer sürpriz ise yaratıcısı taze Oscarlı Alfonso Cuarón (Gravity (2013)), hiç olmadı bunun da ilk bölümü izlenir.

TURN (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2543328/reference
Benim kesinlikle izlemeyeceğim bir dönem dizisi. Ancak çok yüksek puanlı ve çok kaliteli olduğu konusunda garanti verebilirim. Ben konuyu sevmediğim için izlemeyceğim ki başrolunde çok sevdiğim İngiliz oyuncu (üstün yetenekli olduğunu düşündüklerimden bir tanesi) Jamie Bell (Billy Elliot (2000)) oynuyor. Kesinlikle Savaş filmlerini sevenler zaten kaçırmayacaktır ki bence de kaçırmayın.

The Knick (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2937900/reference
Clive Owen da dizide oynar mı demeyin. Öyle bir dünya yok artık. Herkes dizi oyuncusu. Tüm bölümleri Steven Soderbergh tarafından yönetilmiş mütiş bir drama.
Henüz antibiyotik ve gelişmiş tedavi yöntemlerinin keşfelimdeği 1900lerin Knickerbocker Hastanesinde çalışan ekibin hikayesi. Daha ne olabilir ki, demeyin ? İzleyin.

Sürpriz Olarak,



Mr. Sloane (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2789226/reference



Yani Nick Frost 'lu dizi. Ha şimdi ben bunun adını yazınca tanımayanlara hemen hatırlatılır. Hemen hemen tüm Simon Pegg 'li filmler :) Zaten hali hazırda gerçek hayattaki en yakın arkadaşı. Edgar Wright 'ın yönetmenlik koltuğunda oturduğu tüm filmografisinde görünür kendisi, Hot Fuzz Hot Fuzz Shaun of the Dead  (ay bunları hele ki izlemedim duymadım diyen varsa...) sustum!
Neyse bana da sürpriz oldu. Henüz izlemedim ama koşarak izleyeceğim. Toplam 8 bölümden oluşuyor kendisi. Ve Komedi :)))))))

True Detective (2014) (TV Series) http://www.imdb.com/title/tt2356777/reference
8 bölüm.
Kadro; Matthew McConaughey ve Woody Harrelson yani isterseniz izlemeyin. Polisiye Drama. Harika bir senaryo kurgu ve gerçekçilik.
Hasret kaldığınız kaliteli bir yapım.
İnanılmaz oyunculuk.
İzleyin işte. Hiçbir şey izlemezseniz bunu izleyin.

Sonra bir de daha önceden bahsetmiş olduklarım var, üzerinden kısaca geçeceğim,
4. sezona giren "The Killing"
4. sezona giren "Homeland"
2.sezona giren Orphan Black
2 sezonluk "Black Mirror" 


Yoruldum! Cidden yoruldum ve başım ağrıyor. Ama hangi diziyi izleyeceğim yok bu nasıl acaba, yeni dizileri nasıl toplu halde bulabilirim diyenlere küçük bir yardım.
İşte önümüz sonbahar kış falan, belli saatleri evlerinde geçirmek durumunda olan, veya dizi bağımlılarına duyurulur. Bu sene çok uzun süredir olmadığı kadar iyi yapım var bence.
Peki bu bir işaret midir, belki biri çay koyup getirirse bazılarını beraber bile izleyebiliriz :)
Sevgiyle kalın.



18 Nisan 2013 Perşembe

dünden bugüne...

Aslında sürekli izlemekte olduğum dizilerin çoğu gösterimden kalktığı veya final yaptığı için elimde kalan pek birşey yok diyebilirim.
Yıllarca 2005'ten itirabaren izlediğim Lost (bir yıl gecikmeyle), bunların tabii ki tartışmasız en iyisiydi. UK uzantılı sitelere üye olup, bu işin sırrını çözmeye çalıştığımı inkar etmeyeceğim, veya yayım gününde heyecanla kuzeni arkadaşı eve toplayıp, göz kırpmadan trans seanslarını da, ertesinde iş yerine koşturarak gidip, yahu yine bir poh anlamadım sohbetlerini de, valla uykusuz geçen günleri, çıldırdığım sahneleri tekrar tekrar izlemelerimi ve aslında daha tramvatik dolu hikaye var burada ama tüm sırlarımı sizinle paylaşmayacağım. Bir tek koyu bir taraftarı olduğumu bilin yeter. (ahahaha evet dizi taraftarı, biraz değişik)
Lost ile birlikte yine tek solukta oturup izleyip bitirdiğimiz Alias dizisi de yine ilk dizilerimden. (tutkun olduklarımdan bahsediyorum). Kardeşimle, sanırım 3. sezon araba çarpma sahnesinde yaşadığımız şoku.... vazgeçtim. Lost'un 3. sezon final şoku aklıma geldikçe, hala nasıl ayağa kalktığımı (evet oturduğum yerden) tv ye yaklaştığımı, arkamda izleyenlerin bir süreliğine diziyi değil de beni izlediklerini, sonra nasıl çöktüğümü. Oha laaaa, 3 sezondur bütün diziyi flashback yaptılar!!! bizi nasıl da keklediler... durumlarımı hatırlıyorum da...
Tabii Supernatural ile hikayemiz de o dönemde başlıyor. Sam ve Dean arasında Dean'ci olan ben. Biraz Bon Jovi halleri, biraz bıçkın delikanlı ayakları, biraz Amerikan kırolarını ve onun o agresif dallamalığını çok sevdim :) Ve 2005'ten beri bugün hala hiç ara vermeden, bıkmadan izlediğim ve sona ermeyen, eremeyen tek dizi Supernatural. Bu saatten sonra kimseye önerecek değilim. Zaten bilen bilyordur diye düşünüyorum. 10 yıl olmuş neredeyse...
Ve How I Met Your Mother ile Cnbc-e' de başlayan maceralarım (ki 3 sezon falan sürmüştür bu şekilde) son iki sezondur yine inirilenler arasına girmeye hak kazanan dizilerdendir. Neyseki önümüzdeki sezonun final olacağının haberleri geldi bize, ve artık o annenin kim olduğu, Barney ve Robin'in merakla beklenen sonu ve bir de en yerinde hamburger muhabbetleri falan sona erecek. . Ve Manhattan dışındakilere uzaylı (turist) gözüyle bakmaları, Barney'nin tavlama taktikleri, Marshall'ın en iyi hamburger arayışları, Robin'in cinsiyet çelişkisi, Lilly'nin ve Marshall'ın o sümüklü ilişkisi... Starwars'lar, Godfather'lar, Kanadalı Müzik Grupları, Esrar'lı sandviçler :))) falan derken.. tabi ki bir dönemin daha sonu.
Dexter ise tek sezonu bir günde izleyip bitirme, anneme de izletme, kadının (deyim yerindeyse) beynini ... me günlerim aslında çoktan bitti. Koyu bir Jennifer Carpenter taraftarı olan ben!! Michael C Hall'un kanser haberinden sonra, topladığı ödüllerin akabinde, karısını aldatmasıyla dizi serüvenim de sona erdi. Evet yanlış duymadınız. En son izlediğim, Rita'nın küvette kanlar içinde ölüsünün bulunduğu bölüm üzerine, öyle bir küstüm ki diziye, tek bir bölüm dahi izlemedim. Hayatta da izlemem anlayacağınız.
Aynı şeyi Niptuck'da da yaşamıştım. Sean ve Christian'ın o çarpık, birbirine aşırı düşkün ve benim hastası olduğum ilişkilerinin içine o Julia McNamara'nın iyice dolanmasıyla, sıktım sıyrıldı ve bir daha izlemem dedim. Sanırım 4 tam sezon izledikten sonra final dahil tek bir bölüm hala izlemedim. İzlemem de :)) (I Hate Julia!!!!) One Tree Hill ve harika soundtrackleri... OC aslında o dizinin hepsini izlemedim ama son bölümlerde Ryan ve Tylor'ın ilişkisi bence çok eğlenceliydi.
Ama hala One Tree Hill ve müzikleri, on numero diyebilirim. Ve Benim şuh sesli Brooke'um, güzel saçlı Peyton ve kabiliyetsiz Lucas ve en güzel aşk hikayelerinden biri olan (diziler için diyorum) Haley ve Nathan aşkı, onların herkes tarafından sevilen oğlu James....Mouth vs..
İzlediğim tek dönem dizisi The Tudors, ve bundaki Jonathen Rhys Meyers ve Henry Cavill etkisi. Hala Henry'nin nasıl Superman olduğuna şaşırıyorum, bana Superman hikayesi biraz genç hikayesi gibi geliyor, kusura kalmayın, bilen bilir, burası Batman'ci :))...dizi fena değildi. Ama  dönem  dizileri beni geriyor.
Six Feet Under, hala son iki sezonunu izleyemediğim efsane dizi. Ve hala dünyanın en iyi finallerinden biri olduğu söylenen diziyi unutmak olmaz  tabii. Ayrıca gey bir karakteri canlandıran Michael C.Hall'u sonra yine son hızla bir seri katil olarak kabul etmemiz...
Durmadan kadın karakterlerin değiştiği ve yüzyıl süren Cheers, bir barın içinde geçen en iyi sitcomlardan birtanesiydi.
Ve yaratılmış en iyi erkek karakterlerden bir olan Al Bundy'li Married with Children, seksi kızı Kelly, gerizekalı oğlu Bud ve her kadına örnek teşkil eden Peggy'si.. Ben de büyüyünce bir ayakkabıcıyla evlenebilirdim o zamanlar.
Ve yine en iyi kadın karakterlerden biri olan Christine ile New Adventures of Old Christine, ve onun aksak halleri, potları, durmadan çıkardığı rezillikleri ve en sevdiğim kardeşi Matthew.
Coupling'in Jeff'i, o gittikten sonra izlenir bir hal kalmasa da, İngilizlerin bu işin üstadı olduğunu gösterdi bizi sanırım.

Yine yakın dönemde en zeki karakterlerden biri olan Dr. House. Bir çok extrem hastalıkla ilgili fikir sahibi olmamıza neden olan, doktorlara inanmamıza ve biraz da onlardaki tanrı kompleksini anlamamıza neden olan dizi. Bir de Türkiye'de diziyi izlemeye devam ederken,  doktora gitmek zorunda olduğunuz düşünün. Sonra da yaşayacağınız hayal kırıklığını. Bkz. Her doktoru, House sanma yanılgısı :))

Yarım kalan Flash Forward dizisi, en enteresan girişlerden birini yapmasına rağmen, bu kadar sığ kalmamalıydı. Haklısınız. Ve ilk sezonu heyecanla izlememe rağmen Fringe, yine bir arkadaşımın bana dediği gibi, bir adamın tüm bilim  dallarında uzman olmasıyla inandırıcılığını yitirmişti.
Geçen sene başladığım Vampire Diaries'de, Lost'un Boone'un rolu paha biçilemez. Ancak Nina Dobrev'in mimiksiz suratını çekemesem de Tyler ve Damon ile her şey yolunda diyebilirim.

Daha önceden çok yazdığım için üzerinde durmak istemiyorum ama yine de en kaliteli dizilerden biri olan Homeland ve Carrie'si ve Brody'si ile harika.

Şimdi sıra yenilerden bahsetmekte. 2013-
The Americans, ilk 2 bölümünü izlediğim dizi, Amerika'da yaşayan KGB ajanı olan bir ailenin hikayesi. FBI ajanının kapı komşusu olarak mahallelerine taşınması ile hayatları daha da zorlaşan Jennings çiftini Keri Russell ve Brothers and Sisters'dan hatırlayacağınız Matthew Rhys canlandırıyor. Bence bir şans verilebilir.
Bates Motel, bildiğiniz üzere 1960 yapımı Alfred Hickock'un ünlü Sapık filminin sapığı Norman'ın çocukluğunun hikayesi. Annesini de Vera Farmiga canlandırıyor. Esas sürpriz ise Norman'ı, Yapay Zeka filmindeki Freddie Highmore'un canlandırması. 1.bölümünü izlediğim dizi, çok umut vaadetmese de, son üç saniye ile, ikinci bölümü izlenebilir kılmıştır diyebilirim.
Da Vinci's Demons, aslında dönem dizilerine meraklı olanlar ve Spartacus furyasına kendini kaptıranlar seveceklerdir. Ben yalnızca ilk 20 dakikasına dayanabildim ve abartı gösterişi ve çıplaklıktan sakınmamaları ve kilise içindeki çarpık ilişkileri olduğu gibi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serme çabası sanırım amaçladığı reytingi, kazandıracaktır. Ben sevmedim..
Rogue, Thandie Newton'un başrolu oynadığı yeni draması. Dizinin pilot bölümü yaklaşık 88 dakika sürdüğü için, hepsini izleyemedim. Ancak gizli dedektif Grace'in oğlunun öldürülmesi üzerine şekillenecek ve bunun sır perdesi üzerine devam edecek gibi görünüyor. Meraklıları bir şans verebilir.
Defiance, dün ilk bölümü yayımlanan dizi, bilimkurgu tarzında. Bence iyi de sayılabilir. Oyunculukları tamam kabul ediyorum şahane değil ama, uzaylıların istila ettiği bir dünyada, ayakta kalmayı ve barışı sağlamayı başarmış bir yerleşimde geçiyor hikaye. Bir baba ve kızının merkezinde dönen hikayede, diğer başrol ile Julie Benz ( Dexter-Rita). Uzaylılar ve insanlar bir arada barış içinde yaşıyorlar ancak dışarıdan bilinmeyen bir düşman, bilinmeyen bir nedenle, büyük bir saldırı planı..
Orphan Black, 3bölümdür heyecanla izlemeye devam ediyorum. Tren istasyonunda bir intihara tanık olan Sarah, ölen kadının kendine ne kadar benzediğini görünce, altüst olmuş hayatını onunkiyle  değiştirmeye karar veriyor. Ancak işler hiç umduğu şekilde ilerlemiyor. Beth'in yerine geçen Sarah, kaçak hayatının aksine ilk önce bir polis memuru gibi yaşamayı öğreniyor, ve Beth'in silahsız bir sivili öldürmekten dolayı açığa alındığı mesleğini geri kazanması gerekiyor. Bunun altındaki sır perdesi, Beth'in intiharının altındaki sır perdesi ve zaman ilerledikçe kendine tek benzeyen (ikizi gibi) kişinin Beth olmadığını öğreniyor. Başka ülkelerde başka şehirlerde kendisinin tıpkısı gibi olan başka Sarah'lar başka kimliklerle yaşıyorlar. Biri bir genetik mühendisi, biri bir ev kadını, biri bir katil, biri dedektif, biri ... bilmedikleri arasındaki önemli bağlantı ise.... sürpriz olsun. Bence izleyin...
The Following, artık biraz eskidi bile ama izlemeyi bırakmayı düşünüyorum. Bir seri katilin hikayesi olmaktan çok absurd atlatmaların ve inandırıcılıktan uzak karakterlerin dizisi olup iç sıkmaya başladı bile, dikkatinize...
Vikings, yine birinci bölümünü izlediğim dizi de, birşeyler eksik gibi geldi bana. The Tudors'ın yazarı olan Michael Hirst'ün yazdığı dizi. Bildiğniz Viking'lerin kahramanlık hikayesi. Ünlü Viking kahramanlarından Ragnar Lothbrok'un Vikinglerin üzerindeki gittikçe büyüyen etkisi ve yükselme hikayesi de diyebiliriz. Gabriel Byrn'ı kral rolünde ve her zaman doğuya yolculuk yapma peşinde sırlarla dolu, otoritesini korumak için gaddarlıktan geri kalmayacak biri olarak izleyeceksiniz. Ancak burada asıl eğlenceli olan kısım İsveç'ten tek çıkan aile olan Skarsgard:)) ailesinin diğer oğlu Gustaf Skarsgard'ı da görecek olmanız. Bu aile olmasaydı, İsveç sineması ne halde olurdu diye sorası geliyor insanın :)))
Hannibal, bildiğiniz hannibal'ın hikayesi. Ama zorlu tarafı ne diye sorarsanız, Antony Hopkins'den sonra Hannibal'a inanmak biraz zor olacak sanırım. Henüz pilot bölümünü izleyemedim ama en yakın zamanda izlemeyi planlıyorum. Claire Danes'i Carrie rolünde izlerken bir yandan kocası Hugh Dancy'i Hannibal'ın peşinde izlemek keyifli olabilir.  Benden söylemesi. Yalnızca A.Hopkins'i biraz aklımızdan çıkarmamız gerekecek. Evet biraz zor !!

Veya hiç olmadı, açın en baştan Lost'u izleyin. Eğer benim gibi, her bir dizide yahu bu da olmuyor tadı kalıyorsa ağzınızda. İzlediğiniz hiçbir bölümün içine öyle giremiyorsanız, ama yine de dizi izlemeyi seviyorsanız... Dizi bitince etkisi de hemen bitsin istemiyorsanız, üzerine biraz konuşmak ve tartışmak istiyorsanız, veya hiçbir şey anlamamak, tam çözdüm diye inanmışken, ters köşeye yatıp, ağzınızı açık bırakacak bir son on saniye yapan bir dizi. Yahu artık izlemeyeceğim diye her bölümde isyan etme nedeni bir dizi. Yüzyıl geçince de hala en iyisinin olacağını bildiğiniz ve başka diziler bugün daha büyük bir izlenme rekoru kırsa da, bunun yalnızca dizi izleyen sayısındaki artıştan kaynaklandığını bilmeniz ve ... neyse bu yazım eğer abartı gelmiyorsa size. Demek istediğimi anlıyorsanız. belk tekrar lostu izleyebilirsiniz. Veya izlemeyip, aynı benim yaptığım gibi, arada bir lostu anıp, izlediğniz hiçbir  diziyi tam anlamıyla beğenmeyebilirsiniz. Seçim sizin.
Abrams'dan nefret etmemin on nedeni :)))

*3.sezon birinci bölüm, Juliet'in Stephan King okuma günü düzenlemesi, arka fonda çalan Downtown şarkısı ve uçağın  düşme sahnesi, kamera geri çekildikçe, amerika'da bir kasaba sahnesi sandığınız yerin aslında adada olmasıyla yüzleşmeniz ve açık ağzınız..
*3.sezon son bölüm. Looking Glass. Havaalanın dibinde, bilmem ne model arabanın kapısı açılır. Jack saç sakıl birbirine karışmış bir şekilde kimin peşinde koşuyordur dersiniz. Arabadan Kate'in inmesiyle, ayağa kalkmanız. Nasıl flashback bu, hani burası L.A'di demeniz. Bir de bakmışsınız ki tüm dizi flashback olmuş. Peh... Ve Jack'in Actually... konuşması (evet zamanında ezberlemiştim :))
*Alice göndermesi. White Rabbit. Orman içinde yolunu kaybeden Jack'in ölmüş olan babasıyla karşılaşması. Tabutun boş çıktığını da unutmamak lazım. Uçurumdan düşmek üzere olduğu sahne
*Kate'in tutuklu olduğunu öğrendiğiniz sahne, elindeki kelepçelerin gözükmesi.
*Lock'un sakat olduğunu öğrenmemiz ve aslında Lock'un hikayesinin hepsi. Anthony Cooper (yanlış hatırlamıyorsam-evet otistik olabilirim :))
*Bilardo masası sahnesi, Jack ve Kate'in konuşması, Jack'in Kate'e git demesi.
*Jack'in Sawyer ve Kate'i izlemesi
*Benjamin'in iskelede yürüyüş sahnesi. Kopuş sahnesidir aynı zamanda. Çünkü Benjamin o kadar işkenceye göğüs germiştir. Tam onun bir turist olduğuna inandığımız anda....
*Lock'un ilk hatch'i bulması. Ve sayılarla karşılaşmamız.
*Boone'un ölmesi veya üvey kardeşine karşı olan obsesif aşkı.
*Charlie'nin 'Not Penny's Boat' çıkarması
*Hugo'nun bir alışveriş merkezinde çalışması, ve uğursuzluk hikayesi
*Michael'in oğlundan da köpeğinden de sıtkımızın sıyrılması
*Beyaz duman siyah duman.
*The others, diye bir kelime öğrenmemiz :))
*Desmond'ın Penny aşkı, onun için denizleri aşması
*Sawyer'ın iyi kötü karakterinin gidip gelmesi
*Cumhuriyet Muhafızı Sayid'e olan sempatimiz
*Sun'ın aslında ingilizce bilmesi
*Paula ve Nikki'nin canlı canlı gömülmesi
.....
bunun sonu gelmez.