gerçek aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2012 Perşembe

Aşk, heyhat..

Hem aşkın ne olduğundan hem ne olmadığından bahsetmek istiyorum. Acemice.
Yoksa herkes aşk sarrafı maşallah, kendi çaplarında duayenler, erbablar yani. Onlarla yarışacak değilim. Ben de alıp denklemi tersine çevireyim bari dedim.
Aşk ne değildir biraz? gibi...
Yaşayanlar bilir, yaşamayanlar sanar, ben de tarafsız bölgede yazarım ancak, tabii payıma düştüyse birazcık da yaşarım, hiç hayır demem doğrusu.

Bence buradaki en büyük yanılgı, elinde başka şansın olmamasından ve yalnız kalmaktan tartışmasız korkmaktan kaynaklanıyor. Tabii bu aslında işin en acı ve en kabul edilmez tarafı.
Kısacası: Opsiyonsuz olmak. Kelimeyi beğenmemiş olabilirsiniz, aslında seçeneksizlikten bahsediyorum. Yani iki insanı bir masa/yatak/oda/sokakta aslında bir süre sonra istemeseler de tutan şeylerden bir tanesi eğer yukarıda belirttiğin iç ses ise o aşk değildir demek istiyorum.
Sad but True:)
Mesela:
Çekirge gibi oradan oraya sıçrayıp, şansını her dalda deneyip, o dal düşünce bir alttakine, oradan düşünce bir alttakine, oradan da düşünce yere çakılıp yerdeki solucana sarılmak aşk değildir.
Herkes bir solucan olabilir, yani neye sarıldığınızın bir önemi yok, önemli olan neden sarıldığınız ve çaresizlik arasındaki ilişki.
Küçük bir tanım: Aşk seçeneklerin içinde tercih edildiğini bilmektedir veya tercih etmektir.(kabul et veya etme)
Kimsesizliğini paylaştığın bir yoldaştan daha çok herkesin içinden onu seçmektir. Kalabalığa tercih etmektir.
Elindekiyle idare etmek, kanaat etmekten çok, onu istemektir, elindekiyle yetinmemektir veya
daha açıkçası şöyle diyim, daha iyi, daha uygun diye bir şey yoktur.
Daha paralı, daha karizmatik, daha güzel/yakışıklı, daha çok konuşabildiğin, daha akıllı falan değildir aşk.
Doğrusu evet biraz gözü kördür ve sancılıdır ama yine de eğer tahtalarının hepsini tarihin bir köşesinde yakmaydısan, daha iyilerine, daha güzelerine ve zenginlerine, daha akıllılarına rağmen ona gitmektir.
O gittiği zaman, yalnız kalmaktan korkmamaktır
Veya başka birinin seni öyle sevmemesinden
Başka biriyle herhangi bir ilişki yaşamamaktan,
Bir şey yaşayamamaktan korkmamaktır
Her daim beğenildiğini bilmene rağmen, onla olmaktır
Onun gitmesinden korkmaktır, çünkü o seni değil, sen onu seçmişsindir.
Sen onu seçtiğin için onlasındır
Bu da onu bilir, o da öyle yapmıştır çünkü,
Gözü kimseyi görmez bir mantık değil tabii, güzele herkes her zaman hakkını verir
Ama gidebilsen de onla kalmayı istemektir aşk
İyi düşünün
O adam veya kadın size aşık mı dersiniz
Peki ya siz, gerçektan aşık mısınız?

Yoksa başkasını her bulduğunda gidebilecek biri ve siz bunun korkusuyla ömrünüzü geçiriyorsunuz, adınız gibi bilmelisiniz. Aşk değil, değilsiniz.
Yalnızsınız ne yazık ki
Ve bir daha birini bulamamaktan korkuyorsunuz, çünkü ona sizden başka kimsenin bakmayacağına inandığınız kadar, sizden daha iyisini bulamayacağını tekrarlayıp durduğunuz kadar, biliyorsunuz ki, hepsi aslında sizin için geçerli.
Çünkü aşk içinde sizden daha iyisi her zaman imkan dahilinde olmalı.
Yalnızca o sizi seçmiş olmalı, anlatabiliyor muyum?
Ve birlikte paylaşım, üretim, değerli vakit geçirme, birbirlerinin alanına müdehale etmeme falan hepsi tamam, ama önemli olan şey, rağmenlerle devam etme, ve kesinlikle seçeneksiz olmamaktır bence.
İşte o yüzden çivi çivi sökmez hiçbir zaman.
Eğer söküyorsa, ya o duvarda çivi yoktur, ya da yeni çivi yoktur merak etmeyin.
O yüzden birini siz seçin ve umut edinki o da sizi seçsin, seçeneklerinin arasından.
Ve korkmayın asla, yarışmayın başkalarıyla.
Gerçek kılmak istiyorsanız, bırakın o herkese rağmen sizinle olsun diyorum ben.
Bırakıp gittiğinizde sizin kadar kimsenin onu sevmeyeceğini düşündüğünüz birisiyle vaktinizi harcamayın.
Harcanmayın demek istiyorum. Harcamayın hayatınızı. Bir de kandırmayın kendinizi. Bu en kolayı aslında ve hepiniz biliyorsunuz. Yalanlarla beslemeyin kendinizi. Kurallara uymak adına.
Kendinize bir değer katın, değeriniz olsun ki, bilinsin yani.
Ve kendinizden bu kadar korkmayın. Bir şeyler yapın, kendinize de bir hayat kurun demek istiyorum, şu hayatta bir şey olun, bir kaç iyi sıfatınız olsun, tek başınıza size ait sıfatlar yalnızca.
Daha mutlu olmak için. Onla mutlu olmak için, onsuz mutlu olmak için.
Güzelliğiniz daim olur böylece, güzelden ne anlıyorsanız artık.

16 Kasım 2012 Cuma

Atkı

Aşinalık önemli bir şey, yok değil diyenler halt etmişler.
Güven duygusu, tabii ki heyecan bir başka olabilir, böyle durmadan risk altında yaşama karşı bir özenme hissi, durmadan bozuk bir kalp ritmi, süresiz belirsizlik falan heyecan verebilir insana. Riskli olanın cazibesi işte, av avcı misali, avuç içine koymadan rahatlayamayabiliriz. Elde etme mücadelesi, hiç olmayacak kişilerin peşinden sürüklenebiliriz, platonik takılabilirsiniz, veya günlük işte anladıklarınızdan veya gizli gizli buluşmalar, aldatmalar, aldanmalar, sırlarımız ve sırlarımızın verdiği rahatsızlık. O rahatsızlık hissi de hoş olabilir. Bir yere kadar tabii. Sonra bir sükut haline özlem başlamaz mı dersiniz? Hani böyle başını kolunu sığdırabileceğin bir kucak aramaz mısın? Veya yalnızca varlığının soyut halleri bile sana iyi gelsin istemez mi insan? Nazım'ın şiirindeki gibi bir vazoda kül olma düşüncesi. Yaşayanlar bilir tabii, yani bir nevi herkes, çok uğraşmadan kendini anlatabilmek veya usul usul senin suyuna gittiğini bilmek, yüz yıldır varmışcasına bir güven. Bazen onun yanında varlığını unutabilimek, bir kitaba dalabilmek, bir filmde kaybolmak, saçına ufak bir dokunuşla kondurduğu öpücükle gülümsemek. Sonra en sıkıntılı anında bile seni düşündüğünü bilmek, Ben'leri kenara bırakmak. Kızdığı şeylere senin için katlandığını bilmek, o da bir yere kadar, müsrifliğine, tez canlılığına, aşırı duygusallığına kızması.. hepsi ama senin için. Bir de nereye gidersen git, cebinde taşıdığın biri gibidir, bilirsin. Kötü yanları yok mu, vardır tabii. İsterse evliliklerin 100 yıllığı olsun, isterse taze aşıkların yetmişinci günü, veya nişan arifesi veya on yıllık bir ilişki.. hepsi için geçerli, süren hepsi, kötü yanları yok mudur? Vardır elbet, ama buna rağmen devam etmeye karar vermişseniz, verdiysem bunun daha büyük bir nedeni vardır bence. Biraz iyilik, koca kötülüklerin üstüne çıktığı için değil, o kadınsı romantizmden bahsetmiyorum, ama bağlılık güzel birşey. Bağımlılığa dönüşmediği müddetçe veya bir kokuda onu aramak, veya en komik anında onunda olmasını istemek veya üzüldüğünde bazen seni tam olarak anlamayacağını bilsen de onla paylaşmak, seni dinlemesi, tuhaf konuşuyorsun dese de, yılmaması mesela. Neredeyse bir buçuk yıl oldu. Neler değişti yalan mı? Ben, o, biz. İyi de oldu, kötüsü de. Ama hala ellerimi avucunda kaybedebiliyor. Bana hayran hayran baktığını yakalayabiliyorum, bir de gizli gizli saçımı kokladığını, sonra elimi sımsıkı tutuyor mesela, ben de ona sarılırken kemiklerini kırmak istiyorum, tabii genellikle o kırıyor. Yani bazı şeyler sırıdanlaşsa da bazı şeyler heyecanını koruyor. Aşinalık güzel bir şey, bir de size dünyanın en güzel atkısını alması. Bir şeyi sevmek için tuhaf şeylere, heyecanlara ihtiyacımız yok yani, çünkü o zaten mötiş bir atkı;)