ece temelkuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ece temelkuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2013 Cuma

Temkin yazısı

Gazetelerden son iki gündür başlıklar, Newroz ile ilgili. Tarihi Newroz görüntülerini, hiç gocunmadan, sanki dünkü haberleri, o şovenist propogandaları zamanında kendileri yapmamış gibi samimiyetsizce pohpohluyorlar. Türkiye değişiyor mu? Acaba bu bir umut kapısı mı? Savaş sona erecek mi? PKK'nin tavrı ne olacak? Yabancı basına yansımaları neler? APO parti içinde hala söz sahibi mi? gibilerinden. Bu haberlerin ve gelişmelerin Türkiye üstünde olumlu olumsuz yankıları da bununla aynı doğrultuda devam ediyor tabii. İnsanlar ikiye ayrılmış bir şekilde; bu görüşmeleri ve bu kutlamayı kınayanlar, kabul etmeyenler, bunu milli iradeye bir hakaret olarak görenler ile kendilerini daha iyi ifade etme şansı yakaladıklarını düşünenler, bunun Türkiye halkları için olumlu bir gelişme olduğunu söyleyenler vs. Bir de, tahminimce köşelerine çekilmiş, yine günlük politikanın hezeyanına ve heyecanına kendini kaptırmadan daha temkinli duran ve uzun vadeli sonuçlarını merakla bekleyen minicik bir azınlık da vardır diye umuyorum.
77, 1 mayısı üzerine yasaklanan taksim meydanının eylemlere ilk açılışının coşkusu hala gözümün önünde. Birlerce insanın meydana akın etmesi, haksızlığa uğramış bir halkın simgesini, bir nevi asasını tekrar eline geçirmesi görsel olarak doyurucu, içerik olarak aslında yine beklemenin en iyi yol olduğunu göstermedi mi bize. Çünkü Türkiye'de emek sömürüsünün hiç hız kaybetmeden devam etmesinin yanına bir de çığ gibi büyüyen bir sosyal/siyasal gerileme hala gündemdeydi. Sayılarla uğraşmak istemiyorum. Tutukluluklar, göz altılar, ev hapisleri, engellemeler, basının tekelleşmesi, pazar zamları ve özelleştirmeler, arsaların satılması, avm lerin büyümesi vs. derken, Taksim meydanını bize geri verdiler.
Belki sorunda buradadır, bize geri verdiler (bu yıllardır dürüstçe buna karşı duranların emeğini hiçe sayma anlamında değil kesinlikle)
Nazım Hikmet'in vatandaşlık hakkının iadesi.
Dersim Katliamının gündeme gelmesi.
Ahmet Kaya'nın bugünün popülist yarışmalarında temsili olarak birinci çıkması.
Bunların hepsi büyük başlıklar.
Peki saman altından akan suya ne demeli? Yürüyen doktorları unutuyoruz. Eczacıların içine düştükleri acınası durumları da. Değişen eğitim müfredatlarını, şairlerin tekrar yasaklanmasını, sanat eserlerinin sansürlenmesini, kürtaj tartışmalarını, lise çağında evliliğin önünün açılmasını...
Bana Taksim Meydanını verirken, başka sokakları kapatmasını, üstüne üstlük Taksimi dönüştürme planını da.
Belediye seçimlerinde üçbeş uyanıklık yapıp, bölgeleri ikiye ayırmasını. Mezar oylarını. Sucukları da.
Şimdi insanlar ölmeye devam ederken, İmralı görüşmeleri gündemde.
Bu savaşın bu şekilde kazanılmayacağını anladıklarını söylüyorlar. Barışçıl bir yol arıyoruz diyorlar.
Tamam.
Peki bunun altından başka bir fatura çıkıp çıkmayacağını nereden bileceğiz.
Açık mektupta, alevilerin anılmadığından bahsediyorlar?
Enteresan.
AKP sünni müslüman ideolojiyi mi temsil ediyor?
Evet.
Şaşırmıyorum.
Toplum kendi antisini de doğruyor unutmamak lazım. Diyalektiğin en güzel örneği bu memleketin insanları, yalan mı?
Neyse lafı çok uzatmak istemiyorum.
Biz ne kanlı bir mayısları, ne bu memleketteki kürt milletinin faşizme kurban gidişini, ne emeğin sömürüsünü, ne de neoliberal politikaların toptan yok ettiği diğer şeyleri unutuyoruz. Mücadele geleneği düşük seviyede, hafızası kısa ömürlü olan bir halkın, şakşakların peşinde koşmamasını temmenni yazısıdır bu. Ve bu yazıyı kilometrelerce uzaktan, başka bir kıtadan, gerçek bir önderin halka yaptığı konuşmayla bitirmek istiyorum. Belki o konuşmayı okuyunca bugün meydanları dolduran binlerce insanın, yalnızca bugünlük olma korkusunun bende neden bu kadar yoğunluklu olduğunu ve ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Saygılar..

2005, Caracas / Uluslararası Gençlik Festivali, Başkan Chavez'den alıntıdır:

"Bugün ...'ta kendinizi coğaltmanız gerektiğini söylemiştim. Dünyanın herhangi bir yerinden gelen genç bir insan geri dönüp valizini boşaltıp kendi hayatına, işine, ailesine dönemez. Hayır, bunu yapanlar festivalin ruhuna ihanet etmiş olacaklardır. Geriye kendinizi coğaltmak için dönmelisiniz, büyümek ve çoğaltmak için.
Her birinizin burada yaşananların bir aktaracısı olmanız gerekiyor. Bunu sokaklarda, köşe başlarında tekrar edin, şehirlerin duvarlarına yazın, üniversitelerde tekrar edin, yaşadığınız, uyuduğunuz, çalıştığınız yerlerde tekrar edin. Hiç durmadan, her yerde tekrar edin. Gidin ve emperyalizmin yenilmez olmadığını anlatın! Gidin ve yeni bir dönemin yaklaştığını anlatın! Çeşitli alanlarda, gidin ve görmeleri ve duymaları gereken bir tehdit olduğunu anlatın! Gidin ve temsil ettiğiniz halkları düşlerle, umutla ve güçle doldurun. Bu, festivale katılan her kadın ve erkeğin en büyük görevlerinden biridir.
Bu festivalin başarısı burada, Caracas'ta ölçülmeyecektir, yarın ya da daha sonraki günlerde bu festivlain birşey için yararlı olup olmadığın, birçok şey için yararlı olduysa başarılı olup olmadığını göreceğiz. Benim için festivale başarılı oldu demek için, yarın ya da daha sonraki günlerde, festivalin beş kıtanın rüzgarlarında bir etki yarattığını kanıtlamamız gerekir. Gelecek için savaşan gençliğin saldırısının yarattığı bir etki olmalı. Çünkü, Che'nin de dediği gibi, gelecek bizimdir. Bugün, söylememiz gerekiyor ki, gelecek sizlerindir".*

Türkiye tarihinin daha önce yüzlerce kere ispat ettiği gibi, bu newroz dönüşü insanlar valizlerini boşaltıp hayatlarına  olduğu gibi devam etmezler, dileğiyle..

*Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita - Ece Temelkuran (Everest Yay.)

21 Mart 2013 Perşembe

3 harfliler

güne 3 harfli başladım (ilk aklınıza gelen değil ikincisi) ve 3 harfli bir şekilde devam ediyorum. aslında sorun işle ilgiliydi. yani iş yerindeki bir sorundan kaynaklı kafam 3 harfli oldu ve bu 3harfli işi şu saat oldu hala çözemedim.
bu arada da biraz sosyal paylaşım sitelerine gireyim de kafamı dağıtayım dedim. dağıldım. malumunuz, gündem belli. aslında bu ülkenin insanları şaşırmamam gereken 3 harfli kafalılardan oluşuyor, bkz.daha önceki tonla yazılarım, ama yine de bir içerliyor, sinirleniyor insan.
sanki uzayın başka bir tarafında, kocaman bir boşlukta tek başınaymışsınız gibi. hele o insanların bir bölümünü tanımasanız, hayata bakışlarını, yaşayışlarını, geçmişlerini falan bilmeseniz, belki yersiniz. bu 3harfli kafadaki insanların bu 3 harfli yorumları karşısında yalnızca küçük bir öğürtü ve yanınızda her zaman bulundurmanız gereken küçük mavi kovanıza kusmanızla işler hallolur. nerede?? bu kadar kindar ama unutkan, bu kadar heyecanlı ama hevessiz, bu kadar çok konuşan ama beyinsiz, bu kadar insan görünen müsveddelerle bir arada öyle veya böyle yaşamak, onların yorumlarını dinlemek/duymak, ve aslında kaplumbağalara has yaşam tarzlarını ve masa laf kalabalıklarını hazmetmek zorundasınız. tamam.

dün borayla elips şeklinde bir masanın etrafında neden latinler gibi olamıyoruz diye tartışıyorduk. mantık çerçevesinde. o bana müslümanlığın buradaki halk üzerindeki etkisinden bahsediyordu, ben de biraz coğrafi koşullardan. her defasında insanın gözüne sokulan çıplak gerçekten nefret eder oldum ben de. halbuki cevap çok basit zaar. bu insanlar 3harfli kafalı o kadar. ben de şu an öğürüyorum. daha çok insan ölsün. ne de olsa uzaktalar ve yarın unuturuz, daha çok aile parçalansın, önemli değil biz yaşıyoruz, daha çok insan aç kalsın, ekonomi oralara gitmesin, diğerlerinin allah cezasını versin, tek millet tek dil tek tek tek derken ya tivitır olmasa veya facebook veya diğer herhangi paylaşım siteleri, bu insanlar üç satır yazı okuyup aynı şekilde paylaşacaklar mıydı, bu insanlar kendilerini tarihte hiç olmadıkları kadar 'politize' edecekler miydi? merak ediyorum. yani bilgi sahibi olmadan fikir sahibi görünen bu dalkavuklar kendilerini ne de güzel pazarlıyorlar. türk bayraklı resimler, mustafa kemal'den alıntılar, onurumuzlar, bebek katilleri, 40 binler...copy paste bilgilerle işgüzarlık edenlerden bahsediyorum, daralıyorum.

aklıma başka birşey geliyor, ece sağolsun. ve neyseki başka yerlerde anlatılacak daha güzel hikayeler, insanlar var. mesela:

katolik inancı venezuela'da kabul edildikten sonra yerli tanrılar ve tanrıçalar katolik sistem içine giydirilip süslenerek... sokulmuşlar. bu arada yerli dinleri jaruba'nın ana tanrıçası chango bu tasvirde en üstte ve isa kadar büyük çizilmiş  durumda. seks yapmadan çocuk sahibi olan meryem ana yerine, şöyle kanlı canlı, elinde şarap bardağı tutan bir kadına inanmanın bir ülkenin hayata, insana ve dünyaya bakışını nasıl etkileyeceğini tahmin edebiliyorsunuzdur herhalde!*

Herkes kendine pay çıkarsın.

*Bkz. Ece Temelkuran, Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita (Everest)