kürt hareketinin meşruiyetini tehlikeye sokacak eylemlerden ve bu kadar hassas bir dönemde bilhassa açıklamalardan özenle uzak durması gerektiği tartışılmaz bir gerçek
sokaklarda eylemlerde evimizde insanlarla fikirlerimizi paylaşırken ilkesel olarak ilk önce 'barış' üzerine inşa edilmiş bir yapı ve bu yapının savunucuları bir çok zorlukla dikkatlice baş etmeye çalışırken geçen gün Karasu'nun yaptığı açıklamaları talihsiz buluyorum
Bu asla topyekun bir reddetme durumu değildir. Tabii ki aylardır (on yıllara hiç girmeden) bu ülke toprakları üzerinde kürt bölgesinde yaşananların tarifi ve açıklaması olamaz. İçimiz canımız yana yana izlediğimiz, uzaktan da olsa sürece dahil olmaya çalıştığımız ama devletin pervasız katliamlarına devam ettiği, evlerin yakılıp yıkıldığı, bölgenin asıl halkından arındırıldığı sivil halkın öldürüldüğü, zaman zaman öldürülmekten beter edildiği, tüm ülke genelinde faşist baskıların ayyuka çıktığı, operasyonların derinleştiği, ülkenin iki kutba çekildiği ve nefret söyleminin başkanlık hedefi altında derinleştiği bu süreç hak ettiği tepkiyi bilhassa batıdan kesinlikle bulamadı.
Bunun sosyolojik nedenleri altında yatan 'mantıklı' açıklamaların hepsini reddederek, ölüm direkt olarak kapımıza gelene kadar komşunun katli vaciptir umursamazlığını algılayabilecek bir geleneği de kabul edilmez buluyorum.
Bu konuyla ilgili çok değerli aydınlar çok güzel yazılar yazdılar.
Olayın diğer tarafında ise Karasu'nun 13 Mart Ankara Katliamının aslında çevik kuvvet ekiplerini hedef aldığı dair yaptığı açıklama ile dün TAK'ın bu eylemi sahiplenmesi arasındaki boşlukları tedirginlikle dinledik. Genel prensipler istisnai durumları tanımlarken bu alt hareketlerin çerçevenin bütününü bozmamayı temel alması gerekmez mi?
Keza devrimci ahlak arkasında duramayacağın eylemlik yapmamayı ve en sert özeleştiriyi vermeyi gerektiren prensipler bütünüdür. Kısa bir süreliğine de olsa bu mücadele içinde varolmuş, mücadeleye değmiş herkes bunu bilir. Hayatını dağlarda kamplarda bu mücadeleye adamış insanların bunu göz ardı etmiş olmasını düşünmek dahi istemiyorum.
Ankara katliamı bir savaş durumu değildir. Bununla ilgili en ufak bir tartışma içine girmeden, sivil halka yönelik yapılan tüm şiddet eylemlerini, bölgede yapılan tüm şiddet eylemleri ile aynı oranda kınıyorum ve lanetliyorum. Bu yaşananlarla ilgili tereddüt içeren hiçbir açıklama, nereden gelirse gelsin kabul edilemez. Tereddüt, tek başına kendisi, gittikçe derinleşen nefretin yayılmasına ve ne yazık ki iki taraf arasında kapanmaz yaralar açılmasına neden olmaktan başka 'yarar' sağlamayacaktır. Bu can yakan sürecin bugün en çok canı yanan kesime zarar vereceği/verdiği de inkar edilemez.
On yıllardır süre gelen devrimci mücadele kürt hareketiyle ortaklaşarak bugün geldiği noktada büyük kayıplar vermiştir ancak diğer taraftan verilen bu mücadelenin ve kaybedilen yüzlerce binlerce insanın bugün bir kazanıma dönüştürdüğü, sivilleşme hareketi, legal siyaset ile barış sürecine yaptığı katkılar da tartışılmazdır. Toplumun kemikleşmiş ön yargılarının çatırdamaya başladığına hepimiz şahit olduk. Herkesin çok iyi bildiği örneklere hiç değinmeyeceğim. Ve bugün gelinen bu noktanın risk edilebilir olmasını, yok sayılmasını da asla kabul etmiyorum.
Bu sebeple geçen günlerde Demirtaş'ın yaptığı açıklamaları halen bu topraklarda barışın sağlanması adına çok değerli bulup, anlaşılabilir bir dağınıklığa sahip kürt hareketini belli noktalarda eleştiriyorum.
Katliam kültüründen bu kadar müzdarip bir halkın tüm temsilcilerinin intikam politikasından uzak, barış dolu bir gelecekten asla vazgeçmeyecekleri bir duruş beklemenin en meşru hakkımız olduğuna inanarak, eğer bir şeyler değişecek ise bunun inadına Hdp ile olacağını, tüm anti propagandaya rağmen, farklı bağlantıların tüm yersiz açıklamalarına rağmen on yıllardır bu ülkede buna en yaklaşan hareketin bu toplumsal hareket olduğuna inancımı inatla devam ettireceğim. Nitekim tüm parti yetkililerinin hem basına açık, hem kendi özel hesaplarından yaptıkları açıklamalar da bu doğrultudadır.
galeyana gelmediğiniz, bilgiye her yönüyle ulaşabildiğiniz, ön yargısız, sevgi dolu aydınlık günler dileğiyle
18 Mart 2016 Cuma
1 Mart 2016 Salı
şeytanın bacağını kırdık mı akademi ödülleri
Ödül törenini izlemedim hatta filmleri bile tamamlayamadım... Sinema adına benim için sığır gibi geçen bir senenin sonunda Leonardo en sonunda Akademi ödülüyle kucaklaştı.
Bazı bazı acaba uğursuzluk bende miydi diye düşünmedim değil. Her sene heyecanla takip ettiğim ödül töreninden sonra, adamcağızın kazanması benim mevzuyla en alakasız olduğum seneye denk gelince insanın aklına milyon şey geliyor ya neysee...
Bazı bazı acaba uğursuzluk bende miydi diye düşünmedim değil. Her sene heyecanla takip ettiğim ödül töreninden sonra, adamcağızın kazanması benim mevzuyla en alakasız olduğum seneye denk gelince insanın aklına milyon şey geliyor ya neysee...
Şöyle bir geçmişe bakalım;
1997 yılında Titanic 11 dalda kazandığı Oscar ödülüyle Ben-Hur'u egale etmişti (enteresan biçimde akademiciler 1912 yılında o gemiyi kendileri batırmış gibi kefaret ödediler?!?!) ve Leo o sene aday bile gösterilmemişti.
Sanırım lanet tam da o seneye denk geldi. Ciddiye alınmama, iki eliyle kuş tutsa da 'Oscar alamadıkiiii' şakaları vs.
Halbuki Leo 1994 yılında, What's Eating Gilbert Grape 'deki Amie Grape rolüyle henüz 19 yaşındayken (en genç adaylıklardan biriydi) en iyi yrd oyuncu dalında Oscar ödülüne aday gösterilmişti. Rolüyle engelli bir çocuğa hayat veren Leo bu ödülü The Fugitive 'deki rolüyle Tommy Lee Jones'a kaptırmıştı ve ben çok yıl sonra filmi tekrar izlediğimde geleneksel böğür yanmasıyla 'ayıp etmişler' hissine kapılmıştım (yiğidi öldür - hakkını yeme)
Bundan neredeyse 11 yıl sonra 2004 yılında Scorsese'nin The Aviator filmindeki rolüyle bu sefer en iyi erkek oyuncu rolüyle adaylık kazanmış ve bu ödülü Ray 'deki performansıyla Jamie Foxx'a kaptırmıştı (burada pek yorum yapmıyorum çünkü hala Ray filmini bilinmeyen bir nedenden dolayı izlemedim pek de izlemeyi düşünmüyorum) - *bilinçisiz ön yargı sendromu
Sonra sırasıyla;
2007 yılında Edward Zwick 'in Blood Diamond filmindeki rolüyle kazandığı adaylığa rağmen ödülü The Last King of Scotland 'daki muhteşem oyunculuğu ile Forest Whitaker 'a
2013 Yılında yine Scorsese 'nin yönettiği The Wolf of Wall Street 'deki adaylığına rağmen, ödülü sevgiyle andığımız Dallas Buyers Club'daki rolüyle Matthew McConaughey 'e kaptırmıştı
(bir tane de yapımcılık adaylığı var onu es geçiyorum)
Bunun yanında şimdi çok iyi performans gösterip de aday olamadığı bir kaç performansından bahsetmek istiyorum...
1995 Basketball Diaries
2002 Catch Me If You Can
2007 Departed
2010 Shutter Island
2010 Inception (burada biraz da filme kıyak geçiyorum sorry)
2012 kısa ve öz rolüyle Django Unchained
Şahsi kanaatim Cathc Me If You Can ile Oscar'ı alırdı - kesin bilgi...Bakınız aday bile olamadığı o sene kim almış...
The Pianist 'deki ağlak performansı ile ağzına kürekle vurma hissi uyandıran Adrian Brody
Shutter Island 'ın hiçbir alanda adaylığı yok (sanırım regülasyonla ilgili bir durumdu) o sene yine kusma hissi yaratan acitasyonu ile Kathrin Bigelow saçmalığı Hurt Locker en iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödülünü ise hakkıyla Jeff Bridges (Crazy Heart)
2011 Yılında gereksiz film King's Speech 'deki iyi performansıyla Colin Firth
2012 yılı için ağzımı açmam zaten, Lincoln ile Daniel Day Lewis (kendisi aynı zamanda rekortmendir)
Toparlıyorum, demem o ki, şu ödülü verelim de artık şu lanet bitsin... olmuş.
Cancağızımın yüzü de biraz gülsün olmuş
Olmamış
Film iyiydi ama performansı filmin üstünde değildi
Fiziksel olarak zorlanmış olabilir, ancak bu tek başına iyi bir performans anlamına gelmez...tabii bence...
Veya yemişim akademiyi deyip geçebiliriz tabii
Şimdi kısaca diğerlerine bakarsak eğer;
İzlediklerimden;
Bridge of Spies 'daki gerçekçi performansı ile Mark Rylance (En iyi yrd erkek)
Herkesin beklediği ama benim o kadar da üstün bulmadığım performansı ile Alicia Vikander (en iyi yrd kadın - The Danish Girl)
Innaritu en iyi yönetmen (ki üst üste 2. ödülü oluyor kendinin - ben de verdim gitti)
En hakkıyla giden ödül değerinde olan en iyi sinematografi alanında (the revanant ) Emmanuel Lubezki (olağanüstü)
Teknik - Kostüm - Ses gibi alanlarda (toplam 6 dalda) aldığı ödüllerini onayladığım :D Madmax
En iyi şarkı Sam Smith'li Writing On The Wall (bu da okeydir)
Leo'nun güzel çevreci konuşması, Kate'in dolan gözleri... Ayrıca onur ödülü almasına rağmen ırkçılık protestolarının gölgesinde düzenlenen Akademi ödül törenine katılmayan Spike Lee vs.
Sevgiler
15 Aralık 2015 Salı
Abluka Cumhuriyeti
bir varmış bir yokmuş
evvel zaman içinde kalbur saman içinde iki kıtanın arasında köprü vazifesi gören bir ülke varmış ve
bu ülkenin insanları çalışkanmış, zekiymiş hatta her ahvalde yurtta ve cihanda barışın koruyucusuymuş...
sonra kötü kalpli kral gelmiş
sur
nusaybin
cizre
yüksekova
silvan
lice
silopi
nusaybin
cizre
yüksekova
silvan
lice
silopi
bismil
hani
yenişehir
dicle
hazro
dargeçit
derik
varto
sason
arıcak
gibi 17 ilçede 4 ay boyunca 52 kez sokağa çıkma yasağı ilan etmiş
kırmış yakmış biçmiş öldürmüş katletmiş mahvetmiş ve tüm kötü fiillerin hepsini yapmış etmiş
kötü kalpli kral bu tabii, kötülüğün sınırı yok.
zavallı masum halkı da kralın o güçlü büyüsü ile buna sağır olmuş, kör olmuş... pek yazık
yoksa bu halkın sıfatları hep iyidir, hatta en iyisidir vs.
...
masal olsaydı sanırım böyle olurdu
kahraman prens gelir ülkeyi alnından öper koca bir halkı uyandırır, sonra da kötü kralın bütün pisliklerini pazara çıkartır, sonra da sonsuza kadar mutlu mesut yaşarlardı...
ama daha çok şöyle oluyor ki hepimizin şahitliğinde;
acil 'kurtarma' planını göre; ilk önce çocukları sonra kadınları sonra yaşlıları vurdular...sonra babalarımızı, oğullarımızı, abilerimizi...
kaçış yok izledik
belgesellerle tanıklık yaptığımız çocukluğumuz katliamları gibi değil, hepimiz eşek kadarız maşallah
duyduk, gördük, sustuk
şimdi yeni sıfatlarıyla donatılmış bir and yazmak değil amacımız tabii
gidip ölelim de demiyorum, az ses çıkartalım yeter
veya eşek geldik eşek gideriz de başka bir seçenek
öyle de mis gibi yaşayıp ölürüz, hiçbir acıdan da ruh yanmaz nasılsa
...
sonra gökten üç elma düştü, silvan'a cizre'ye sur'a mesela, istanbul'a daha çok var rahatlığında, aynı tas aynı hamam...
http://www.birgun.net/haber-detay/17-ilcede-4-ayda-52-kez-sokaga-cikma-yasagi-ilan-edildi-97730.html
16 Kasım 2015 Pazartesi
suruçtan parise / tarihten bugüne Din Bu
milli dini cinsel mezhepsel vs. fobiye karşı bir insan olarak
tüm müslümanların terörist olmadığını içtenlikle söyleyebilirim.
ancak neredeyse tüm teröristlerin müslüman olmasının nedenselliği üzerinde de durmak lazım
şimdi miladi takvime göre hristiyan coğrafyasının ortaçağının hicri takvime göre müslümanların bugününe denk gelme olasılıkları konuşulabilir
aydınlığın kaçınılmaz olarak en karanlıktan çıkacağı sempatisi de bir kenarda durabilir
bu islami fanatikliğin komünizm karşıtı batı endeksli olarak güdümlendiği, desteklendiği de tarihsel bir gerçek
çatışma durumundan nemalanan bir ortadoğu petrol pazarı, bölgesel hakimiyet tiyatrosu, birbiri ardına dizilmiş diktatörlerden nemalanan batı hegemonyası, silah tüccarları falan derken dışarıya bağımlı krallıklar, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu edasında kraliyet mensuplarının hayatları, fuhuş gırla, suç gırla, beynine tecavüz edilmiş koca bir coğrafya, ne vardıkları yere benzeyen, ne ayrıldıkları yere dönebilen arada sıkışmış, bir şey olamamış yani olamamış koca bir güruh.
en büyük dayanakları şehitlik mertebesi. içine sıçılmış müslüman dünyasındaki üç kuruşluk yaşamları hep ölümün kıyısındaysa bu dünyada kalmak için hiçbir nedeni olmayan baştan kaybetmişler, diğer dünyada cennete varmakla kurtuluşu arayanlar onlar.
daha biri olamamışlar ki tüm insanlığı nasıl kapsasınlar, biz öldük siz de öleceksiniz intikamcıları, yani başka bir deyişle yaşayan ölüler, zombiler
gibi durumlar bir tarafta
diğer tarafta ise... ateizm övgüsü olacağı için yazıya devam etmekten vazgeçmişlik var...
#suruç #ankara #paris #beyrut
tüm müslümanların terörist olmadığını içtenlikle söyleyebilirim.
ancak neredeyse tüm teröristlerin müslüman olmasının nedenselliği üzerinde de durmak lazım
şimdi miladi takvime göre hristiyan coğrafyasının ortaçağının hicri takvime göre müslümanların bugününe denk gelme olasılıkları konuşulabilir
aydınlığın kaçınılmaz olarak en karanlıktan çıkacağı sempatisi de bir kenarda durabilir
bu islami fanatikliğin komünizm karşıtı batı endeksli olarak güdümlendiği, desteklendiği de tarihsel bir gerçek
çatışma durumundan nemalanan bir ortadoğu petrol pazarı, bölgesel hakimiyet tiyatrosu, birbiri ardına dizilmiş diktatörlerden nemalanan batı hegemonyası, silah tüccarları falan derken dışarıya bağımlı krallıklar, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu edasında kraliyet mensuplarının hayatları, fuhuş gırla, suç gırla, beynine tecavüz edilmiş koca bir coğrafya, ne vardıkları yere benzeyen, ne ayrıldıkları yere dönebilen arada sıkışmış, bir şey olamamış yani olamamış koca bir güruh.
en büyük dayanakları şehitlik mertebesi. içine sıçılmış müslüman dünyasındaki üç kuruşluk yaşamları hep ölümün kıyısındaysa bu dünyada kalmak için hiçbir nedeni olmayan baştan kaybetmişler, diğer dünyada cennete varmakla kurtuluşu arayanlar onlar.
daha biri olamamışlar ki tüm insanlığı nasıl kapsasınlar, biz öldük siz de öleceksiniz intikamcıları, yani başka bir deyişle yaşayan ölüler, zombiler
gibi durumlar bir tarafta
diğer tarafta ise... ateizm övgüsü olacağı için yazıya devam etmekten vazgeçmişlik var...
#suruç #ankara #paris #beyrut
2 Kasım 2015 Pazartesi
Serez'in esnaf çarşısında, bir bakırcı dükkanı karşısında... astılar Bedrettini
Madem ki bu kerre mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü*
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü*
çok üzgünüm
şimdi o güzel insanlar o güzel gemilere binip gittiler ya, hür iradelerinden gayrı, barış için dayanışma için bir araya geldiklerinde
bir tren garı önünde, bir kortejin tam ortasında bir ülkenin baş şehrinde hani
ve o güzel insanlar evlerinde, en güvenli yerlerinde, galoş giyin dediklerinde vuruldular ya
ve başka güzel insanlar başka güzel köylerde onlarca gün abluka altında tutuldular, hastalandılar, yollarda, kapı önlerinde ölmeye mahkum oldular ya
ölü bedenleri derin dondurucularda günlerce tutuldu ya güzel çocukların
ve o aydınlık gençler, bir araya geldiler, bir çay evinde gülücükler saçarken, tam umudun pozunu verirken binlerce parçaya ayrıldılar ya
infaz edildiler adlarını unuttuklarımız, o güzel insanların binaları yakıldı, partileri basıldı ve sokak ortasında devlet terörüne maruz kaldılar ya
ve o güzel insanların çoğu hukuksuzca göz altına alındı, tutuklandı, işlerinden olanlar oldu ya... hangi partili oldukları öğrenildikten sonra
ve sınırsız bir tehditle karşı karşıyaydılar, attıkları tivitlerden dolayı soruşturmaya alındılar, mühürlendiler ya
ve o güzel insanların bedenleri çırılçıplak soyuldu sokaklarda ölü bedenler ifşa edildi, tankların arkasından bedenler sürüklendi ya, o güzel dedeler kıçı kırık bir sandalyenin üzerinde, yamalı pantolonlarıyla kaybettikleri er torunlarına feryat ettiler, katil sizsiniz diye rütbelerinden sıyrılıp katillerin suratlarına haykırdılar ya abiler acılarını
sizden bizden değil ölen çocuklar, hepimizin! bitsin bu savaş diye feryat ettiler ya o güzel analar,babalar,
iki kardeş evinden biri pkk biri asker cenazesi kalktı ya 3 hafta arayla
sonra helin'in hikayesini okuduk ya gözlerimiz dolu dolu, nasıl da tesadüfü yaşıyoruz diye korktuk ya hepimiz
hıçkırıklara boğulduk ya tüm bu katliamları izlerken, göz yaşlarımızı ilk defa hiç tutamayacağımızı hissettik ya
ve bu zulme karşı bir araya gelmek, ve hala varız diye bağırmak için meydana çıkarken korktuk ya, acaba ölüm nerede bulacak bizi, bizi ne zaman yok edecek diye etrafı korku dolu gözlerle izledik ya
çocukların isimleri vardı, o kadınların, adamların hepsinin kapladığı bir yer vardı hani. diyaliz hastası o sokakta ölü bulunan dedenin, 4 yaşında başından vurulan bebenin hepsinin bir ağırlığı vardı ya
omuzlarımızda
hani bir önceki yazımda demiştim ya, 1 kasım seçimleri bir gün geçmiş zaman olduğunda bu oyuna alet olanlar ve barıştan yana olanlar diye ayrılmayacak bu ülke, katiller ve katledilenler - katledilmek istenenler diye bölüneceğiz ikiye... şimdi arttırıyorum;
sözcü gazetesi seçim günü beyin fotoğrafı koymuş bütün faşistliği ile manşete... oy kullanmaya giderken yanınıza almayı unutmayın diye...
bu nasıl yanılgı bu nasıl narsisizm...
cahillik bunun neresinde?
hepiniz görmenize rağmen kör, duymanıza rağmen sağırsınız
hepsinin üstüne onursuzsunuz!
karanlığın bilinçli hizmetkarlarının zindanı olsun, karanlık...
baktı kemerlerden dışarı
Dışarıda güneş var
Yeşermiş avluda bir ağacın dalları,
ve bir akar suyla oyulmaktadir taslar.
Bedreddin gülümsedi.
Aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:
- Madem ki bu kerre mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü..
Yağmur ciseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak murted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor.
Serezin esnaf carşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asili.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan seyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
23 Ekim 2015 Cuma
손바닥으로하늘을가리려한다 *
Yanlış hatırlamıyorsam ülkemizdeki halkların tüm sorunlarını mantık çerçevesinde çözdükten sonra dahiyane milliyetçi duygularla, uygur türklerinin haklarını kurtarmak için, doğruluğundan emin olmadığımız bir gazete küpürü haberiyle, gözleri çekik olduğundan çinli sanıp koreli turistleri dövmüştük. bizim kurtarma hak savunma operasyonumuz da budur.
Her milletin kendine göre bir dinamiği vardırın türkçesi bizde hafif gaz ile meydan yakma kültürüdür. neyse bağlayacağım yer, koreliler candır can!
son zamanlarda saçma sapan dizilerini izlediğim korelilerle ilgili paylaşacağım bilgiler şunlar,
sabah kahvaltısında hiç tiksinmeden kaburga çorbası içebiliyorlar, bizim kavurmaya denk geliyor olabilir, yadırgamıyorum.
harika ramen yapıyorlar ama yaptıklarından daha güzel yiyorlar böyle kocaman lokmalar halinde hüpleterek falan :) ayrıca metalik çubuk kullanıyorlar durmadan sofralarından eksik olmayan lapa, sanırım kahvaltıda tek yiyebileceğim şey olan omurice(yumurtalı), odeng ve adını bilmediğim sosisimsi sokak yemekleri falan... her bölümü bir saat olan dizinin her bölüm en az on dakikasını yemeklere ayırmasından bir şey çıkartabiliriz. yemekten sonra bile izlediğinizde sonu gelmez bir açlık duygusu hissediyorsunuz.
ve söylemesi ayıp bir kaç günü yalnızca far east sushico ve china in box'tan beslenerek geçirdim. benim öyle bir tarzım var evet, hemen gaza gelip hızlı konsantre olurum.
küçük pembe bir not defteri edindim, ilk önce alfabe ile başlayalım ayağına... basitmiş de, 'hangıl' dedikleri kore alfabesi tekli harflerden ve kombine harflerden oluşuyor. telafuzlarına hakikatten bayılıyorum, telefona bir kaç sesli sözlük indirdim, temel kelimeleri öğrenelim sonra kore'ye gidelim hislerinden.
neyse o gün nasıl gaza gelmişim, nasıl gelmişsem artık, ben dedim bu kore'ye giderim. açtım baktım uçak biletlerine, bir tane promosyonlu, 5bin tle :D... normal uçuşlar 16bin civarı. yanlışlıkla o günkü uçuşlara baktığımı anlayıp gözyaşlarımı sildim.
ama gideceğim, koydum kafaya.
yalnızca yemek yemeye de değil, şu şeker gibi kafaya diktikleri ve komikçe sarhoş oldukları soju içeceğim. hayalimde tatlı tekilamsı bir tadı var. göreceğiz.
bir de tabii en sona bıraktığım ve hastası olduğum giyim tarzları.
dolu uzakdoğu filmi izlemiş bir insan olarak öğrendim ki, bu uzaktaki doğululardan en giyinmeyi bilenler koreliler. en uzun boylu erkeklerin olduğu yer de aynısı (araya çaktırmadan sıkıştırdım:) )
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere...
dün bir arkadaşın evine kahve içmeye gittim, olmuş gecenin saat 11'i falan.
ben asla tv kanalları açmam. mesela çok hassas süreçlerde yalnızca haber izlemek için cnntürk/bugüntv/halktv arası gezmişliğim olur ama o kadar. tv'ye sürekli bir harici disk takılıdır ve film/dizi izlenir.
neyse bu kahve seansı süresince yaklaşık fragmanlarla beraber 5 tane türk tipi diziden haberim oldu. (insanların haberlerinin olmasını eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın - zamanında asi'yi çılgınca izlemiş biri olarak -tiksinç olan dizi tiplerimiz)
tecavüz, uzun tüfekle kadın kovalama, tokat atma, evden atma, sokağa atma, aşağılama, itme kakma, anasının dövmesi, amcasının dövmesi, erkek arkadaşının tehditleri, durmadan bağıran erkekler ağlayan kadınlar, hep bir töre, istanbulun en göbeğinde de, anadolunun en köyünde de... kadında hep bir fedakarlık hali, hep bir vazgeçme, aşk her şeyden üstün kafası, kendinden ödün verme, seviyorsan katlanırsın saçmalıkları falan, kadını idealsizleştirme derken...
arkadaşlar bunların hiçbiri sanırım ki kore'de yok. hiç gitmedim, hiç okumadım bilmiyorum ancak türk dizilerini izlediğim kadarıyla buranın gerçekliği ile bir uyum var, doğru. buradan çıkarımla sanırım korenin gerçekleri de şunlar.
erkekler hayvanlar gibi anıra anıra ağlayabilirler ve bu bir gurur meselesi değil. kadınların dayak yediğine hatta teşebbüs edildiğine hiç şahit olmadım. hatta izlediğim kadarıyla her bölümde kadın bir kere sırtta veya kucakta taşınır, ve başrol erkeği en az bir kere aşık olduğu kadın tarafından itilip kakılır ama her zaman haklı olan kadınlar, azarı işiten erkekler. en pasif çizilmiş kadın karakteri bile en sonunda kendi idealleri için aşkının peşinden gitmekten vazgeçebilir, bu zoraki bir ayrılığı getirmez, keskin bir tercih değildir, insanlar 2 yıl sonra kaldıkları yerden devam edebilirler. kadının kim olduğu nereden geldiği sınıfsal olarak evet çok önemli olsa da, ne olacağı ve gelecekte nasıl yaşamak istediği daha çok belirleyici ve yolunu buna göre örme hissini sürekli hissediyorsunuz.
hitap farklılıkları çok net, özellikle yaşa göre resmi veya gayri resmi olarak ayrılmış ve genelde herkes buna uyuyor. aile içi sevgide hiç de böyle kopuk uzak falan değiller, baba kızlar birbirlerine sarılıp salya sümük ağlayabiliyor ve tüm aile hep dayanışma içinde ve kız çocukları kesinlikle çok kıymetli, eğitim hakları için her fedakarlık yapılır, dua ile iş yapanına pek rastlamadım (o batı toplumlarına atılan boklar burada geçersiz)
işte siz karar verin, bu yazı diziler toplumun aynasıdır mantığından çıkışla yazılmıştır..
not: sanırım öpüşmeyi pek bilmiyorlar :))
çünkü o aşırı tatlı çıkışlı müzikleriyle sonlanan iki kişinin öpüşmesi büyük olay! öpüşme dediğim ise yalnızca dudakların 30 saniye kadar bir süre birbirine değmesi ve herhangi bir hareketin olmaması :))) yine de çok sempatik olma garantili
neyse tecavüzsüz töresiz şiddetsiz keyifli bir kaç dizi izleyek diyorsanız açın korelileri...
seneye gittikten sonra size daha detaylı bilgileri vereceğim.
ha bir de yeni kanada başbakanı da çok tatlı demeden geçemeyeceğim
şimdilik öptüm muah...
Not: seçimden önce son yazım bu olabilir, lütfen sevgili chp ve hdp seçmeni oy kullanın. 4 gün tatil kafasına girip bir yerlere gitmeyin, kütük başka yerdeyse memleketinize gidin orada oy kullanın. ülkenin zaten içine edilmiş, ben kore'den medet umar olmuşum,
sonra dırdırlanıp neden hiçbir şey değişmiyor diye ağlamayalım (boykotçular muaftır tabii ki - bu iki partiden birinin kendini gerçekten temsil ettiğini düşünen seçmen için söylüyorum),
*Sunbadakıro Hanılıl Kariryuhanda-Tüm Gökyüzünü Avucunla Örtmeye Çalışma (avucunla örtemezsin hatta gözlerini kapasan bile gökyüzü hala oradadır anlamında), umut da barış da bizimle olsun..
Her milletin kendine göre bir dinamiği vardırın türkçesi bizde hafif gaz ile meydan yakma kültürüdür. neyse bağlayacağım yer, koreliler candır can!
son zamanlarda saçma sapan dizilerini izlediğim korelilerle ilgili paylaşacağım bilgiler şunlar,
sabah kahvaltısında hiç tiksinmeden kaburga çorbası içebiliyorlar, bizim kavurmaya denk geliyor olabilir, yadırgamıyorum.
harika ramen yapıyorlar ama yaptıklarından daha güzel yiyorlar böyle kocaman lokmalar halinde hüpleterek falan :) ayrıca metalik çubuk kullanıyorlar durmadan sofralarından eksik olmayan lapa, sanırım kahvaltıda tek yiyebileceğim şey olan omurice(yumurtalı), odeng ve adını bilmediğim sosisimsi sokak yemekleri falan... her bölümü bir saat olan dizinin her bölüm en az on dakikasını yemeklere ayırmasından bir şey çıkartabiliriz. yemekten sonra bile izlediğinizde sonu gelmez bir açlık duygusu hissediyorsunuz.
ve söylemesi ayıp bir kaç günü yalnızca far east sushico ve china in box'tan beslenerek geçirdim. benim öyle bir tarzım var evet, hemen gaza gelip hızlı konsantre olurum.
küçük pembe bir not defteri edindim, ilk önce alfabe ile başlayalım ayağına... basitmiş de, 'hangıl' dedikleri kore alfabesi tekli harflerden ve kombine harflerden oluşuyor. telafuzlarına hakikatten bayılıyorum, telefona bir kaç sesli sözlük indirdim, temel kelimeleri öğrenelim sonra kore'ye gidelim hislerinden.
neyse o gün nasıl gaza gelmişim, nasıl gelmişsem artık, ben dedim bu kore'ye giderim. açtım baktım uçak biletlerine, bir tane promosyonlu, 5bin tle :D... normal uçuşlar 16bin civarı. yanlışlıkla o günkü uçuşlara baktığımı anlayıp gözyaşlarımı sildim.
ama gideceğim, koydum kafaya.
yalnızca yemek yemeye de değil, şu şeker gibi kafaya diktikleri ve komikçe sarhoş oldukları soju içeceğim. hayalimde tatlı tekilamsı bir tadı var. göreceğiz.
bir de tabii en sona bıraktığım ve hastası olduğum giyim tarzları.
dolu uzakdoğu filmi izlemiş bir insan olarak öğrendim ki, bu uzaktaki doğululardan en giyinmeyi bilenler koreliler. en uzun boylu erkeklerin olduğu yer de aynısı (araya çaktırmadan sıkıştırdım:) )
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere...
dün bir arkadaşın evine kahve içmeye gittim, olmuş gecenin saat 11'i falan.
ben asla tv kanalları açmam. mesela çok hassas süreçlerde yalnızca haber izlemek için cnntürk/bugüntv/halktv arası gezmişliğim olur ama o kadar. tv'ye sürekli bir harici disk takılıdır ve film/dizi izlenir.
neyse bu kahve seansı süresince yaklaşık fragmanlarla beraber 5 tane türk tipi diziden haberim oldu. (insanların haberlerinin olmasını eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın - zamanında asi'yi çılgınca izlemiş biri olarak -tiksinç olan dizi tiplerimiz)
tecavüz, uzun tüfekle kadın kovalama, tokat atma, evden atma, sokağa atma, aşağılama, itme kakma, anasının dövmesi, amcasının dövmesi, erkek arkadaşının tehditleri, durmadan bağıran erkekler ağlayan kadınlar, hep bir töre, istanbulun en göbeğinde de, anadolunun en köyünde de... kadında hep bir fedakarlık hali, hep bir vazgeçme, aşk her şeyden üstün kafası, kendinden ödün verme, seviyorsan katlanırsın saçmalıkları falan, kadını idealsizleştirme derken...
arkadaşlar bunların hiçbiri sanırım ki kore'de yok. hiç gitmedim, hiç okumadım bilmiyorum ancak türk dizilerini izlediğim kadarıyla buranın gerçekliği ile bir uyum var, doğru. buradan çıkarımla sanırım korenin gerçekleri de şunlar.
erkekler hayvanlar gibi anıra anıra ağlayabilirler ve bu bir gurur meselesi değil. kadınların dayak yediğine hatta teşebbüs edildiğine hiç şahit olmadım. hatta izlediğim kadarıyla her bölümde kadın bir kere sırtta veya kucakta taşınır, ve başrol erkeği en az bir kere aşık olduğu kadın tarafından itilip kakılır ama her zaman haklı olan kadınlar, azarı işiten erkekler. en pasif çizilmiş kadın karakteri bile en sonunda kendi idealleri için aşkının peşinden gitmekten vazgeçebilir, bu zoraki bir ayrılığı getirmez, keskin bir tercih değildir, insanlar 2 yıl sonra kaldıkları yerden devam edebilirler. kadının kim olduğu nereden geldiği sınıfsal olarak evet çok önemli olsa da, ne olacağı ve gelecekte nasıl yaşamak istediği daha çok belirleyici ve yolunu buna göre örme hissini sürekli hissediyorsunuz.
hitap farklılıkları çok net, özellikle yaşa göre resmi veya gayri resmi olarak ayrılmış ve genelde herkes buna uyuyor. aile içi sevgide hiç de böyle kopuk uzak falan değiller, baba kızlar birbirlerine sarılıp salya sümük ağlayabiliyor ve tüm aile hep dayanışma içinde ve kız çocukları kesinlikle çok kıymetli, eğitim hakları için her fedakarlık yapılır, dua ile iş yapanına pek rastlamadım (o batı toplumlarına atılan boklar burada geçersiz)
işte siz karar verin, bu yazı diziler toplumun aynasıdır mantığından çıkışla yazılmıştır..
not: sanırım öpüşmeyi pek bilmiyorlar :))
çünkü o aşırı tatlı çıkışlı müzikleriyle sonlanan iki kişinin öpüşmesi büyük olay! öpüşme dediğim ise yalnızca dudakların 30 saniye kadar bir süre birbirine değmesi ve herhangi bir hareketin olmaması :))) yine de çok sempatik olma garantili
neyse tecavüzsüz töresiz şiddetsiz keyifli bir kaç dizi izleyek diyorsanız açın korelileri...
seneye gittikten sonra size daha detaylı bilgileri vereceğim.
ha bir de yeni kanada başbakanı da çok tatlı demeden geçemeyeceğim
şimdilik öptüm muah...
Not: seçimden önce son yazım bu olabilir, lütfen sevgili chp ve hdp seçmeni oy kullanın. 4 gün tatil kafasına girip bir yerlere gitmeyin, kütük başka yerdeyse memleketinize gidin orada oy kullanın. ülkenin zaten içine edilmiş, ben kore'den medet umar olmuşum,
sonra dırdırlanıp neden hiçbir şey değişmiyor diye ağlamayalım (boykotçular muaftır tabii ki - bu iki partiden birinin kendini gerçekten temsil ettiğini düşünen seçmen için söylüyorum),
*Sunbadakıro Hanılıl Kariryuhanda-Tüm Gökyüzünü Avucunla Örtmeye Çalışma (avucunla örtemezsin hatta gözlerini kapasan bile gökyüzü hala oradadır anlamında), umut da barış da bizimle olsun..
13 Ekim 2015 Salı
sizin istikrarınızı da, ama'larınızı da, fanatikliğinizi de, dışlayıcılığınızı da, cahilliğinizi de ...
katil kim
sizin verdiğiniz oy, bu katliamı onun gözünde vacip yaptı
ve size bir haberimiz var
biz varız ve olmaya devam edeceğiz
ülkemizin güzel insanlarının başı sağ olsun, başımız sağ olsun
biz katillere inat yine de barışa inanacağız
zafiyet var mı yok mu, mit neredeydi, nerede değildi, devlet işbirlikçi mi tetikçi mi, değil mi, içişleri bakanlığı istifa etmeli mi, adalet bakanı sırıttı mı, cumhurbaşkanı katil mi, hırsız mı, abdullah gül ikiyüzlü mü, bülent arınç ağladı mı, işidçileri kim besledi, suriye'yi içten içe karıştıran ülke hangisi, bilal gerçekten gerizakalı mı, müslüman kardeşler kim, çocukları yurt dışına kaçıyor mu, sit alanlarını teker teker imara açtı mı, hesleri neden hızlandırdı, rusya ile ilişkileri ne olacak, ali ismaili kim öldürdü, tapeler gerçek mi, 3 yaşındaki çocuğu neden vurdular, cemaatle neden ayrı düştü, hdp ile pkk'nın arası açıldı mı, örtülü ödenek neden arttı, o gerillayı sürükleyen zihniyet nereden besleniyor, emine erdoğan mağaza kapattı mı, adıyaman'daki işid kahvesi biliniyor mu, canlı bombalar tespit edildi mi, geride kalanlara ne olacak, her gittiğimiz eylemde patlayacak mıyız endişesiyle mi yaşayacağız, yarınlarımız güvence altında mı, bizi de çıplak soyup sokağın ortasına atarlar mı, asker çocukları neden ölmeye devam ediyor, albayın isyanını duyan var mı, basın üzerindeki baskı biter mi, başka gazeteciler de dövülecek mi, mehmet barlas bir gün insan maskesi takar mı, berkin elvan davası ne olacak, islamifobi büyüyor mu, rusya türkiye'yi tehdit ediyor mu, iç savaş çıkacak mı, tecavüz meşru mu, hangi partinin oyları düştü, sedat peker kim, ahmet şahbaz ne durumda, paralar sıfırlandı mı, annelerin göz yaşları diner mi, ölenler terörist mi, bütün polisler faşist mi, homofobiyi devlet mi körüklüyor, mit'in gerçek açılımı ne, neden yalnızca solcuların eylemlerinde bomba patlıyor, istihbarat neye hizmet ediyor, bağımsız hukuk var mı, ölülerimizi yıkamayı bu yüzden mi öğrenmeliyiz, aile başına kaç ölüm düşüyor, demirin tuncuna insanın piçine mi kaldık vs.
tek cevap;
sessiz ve tepkisiz ve taraftar ve nefretçi ve dışlayıcı ve bencil ve istikrarcı ve üç kuruşa oyunu satan ve boş veren ve göz yuman ve hala ve inatla ve tekrar 1 kasım seçimlerinde AKP'ye oy veren herkesin eline bulaşmış olacak o kan lekesi...
çünkü iktidarlar güçlerini halktan alır
anadolunun güya faziletli insanları, fakirliğin sınırında yaşayanlar, iş adamları, türbanlı bacılar, türbansız sözcüler, entelektüel basın, işçiler, işsizler, yalnızca günde beş vakit namazla cennet yolu arayanlar, azınlık olmalarına rağmen erdoğan şakşakçıları, cemaatler, camialar, küçük esnaf, büyük holdingler, aşiretler, ağzımıza pelesenk saf teyzelerimiz, komşumuz, akrabamız, sıra arkadaşımız ve ailelerimiz... bu bilgi çağının ortasında hala ve inatla, şüpheye düşmesine rağmen amalarla iş yapanlar, akp'ye oy verenler yani, herkesin eline yapışmış olacak bu kan.
bir de
hala savaş çığırtkanlığı yapanlar, barış diyenlerde suçu arayanlar, ölenlerin üzerinden politika yapan ırkçılar, biz siz diye ayrıştıranlar, ayrıştırılmaya ön ayak olanlar, meclis siyasetini meşru görmeyenler vs.
bu büyük zafiyetin üstü örtülemeyecek boyutlardayken, yine de inatla AKP diyenlerin hepsi, illa akp demese de ona ön ayak olanların hepsi, fıtratçılar... hepiniz katilsiniz
sizin verdiğiniz oy, bu katliamı onun gözünde vacip yaptı
ve tüm ülke doğusundan batısına sizin suç mahaliniz
1 Kasım seçimleri bir gün geçmiş zaman olduğunda, bu oyuna alet olanlar ve barıştan yana olanlar diye ayrılmayacak bu ülke
Katiller ve Katledilenler katledilmek istenenler diye bölüneceğiz ikiye
ve size bir haberimiz var
biz varız ve olmaya devam edeceğiz
ülkemizin güzel insanlarının başı sağ olsun, başımız sağ olsun
biz katillere inat yine de barışa inanacağız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)